13 Nisan 2014 Pazar

Bir Of Güzellemesi

Hazır mevsim Yaz'a dönerken, biraz pozitif ayrımcılık yaparak Trabzon'un en doğudaki ilçesi olan Of üzerine birkaç kelam edelim istedim. 1874 yılından beri eski ismiyle Sarılalioğulları, bilindik adıyla Saral'lar tarafından yönetilen Trabzon ilçesi. Rize'ye 28, Trabzon'a 52 km. uzaklıktadır.  140 yıldır Saral hanedanlığının elinde bulunan, demokrasinin henüz uğramadığı şirin, yeşili bol olan ve iki tarafı yaz kış gürül gürül akan dereler (Baltacı ve Solaklı) tarafından kesilmiş bir yerleşim birimidir.

Son yıllarda gözle görülür bir değişim olsa da Trabzon ve Rize halkı tarafından pek sevilmez bu insanlar, kalıplaşmış bir önyargı oluşmuştur oflulara dair. Cumhuriyet öncesi dönemde, kendi başına buyruk hareket eden (insanları yargılayıp idam edebilen) güçlü toprak ağalarının boyunduruğu altında yaşamışlar yüzyıllar boyunca. İlçede eski rum köyleri de mevcuttur. Hemen hemen her köyün Rumca, Arapça veya Ermenice kökenli eski adları vardır. (Hastikoz, Çifaruksa, Kofçiya, İstavri, Çiheli gibi) Rus işgali sırasında karadeniz boyunca halkın direniş yaptığı tek ilçe Of olmuştur, ofluların kendilerine has özgüvenlerinin bu direnişten kaynaklandığı söylenmektedir. Şöyle ki Anadolu Müdafaasında düşmana karşı sıkılan ilk kurşunun İzmir'de Hasan Tahsin tarafından değil de Of Muharebeleri'nde 1916'da oflular tarafından ruslara karşı atıldığını ve Milli Mücadelenin Of’tan başladığını yazan tarihçi sayısı hiç de azımsanacak kadar değildir. 1916 yılında bölgede bulunan az sayıdaki Osmanlı askerinin yanısıra, Of halkı ve civar kazalardan gelenlerin oluşturduğu milis kuvvetlerinin, düzenli rus ordularına karşı yaptıkları amansız savunma savaşı bugün bile dilden dile dolaşmaktadır. Bu direniş sayesinde Rus birlikleri 21 gün boyunca nehri geçememiş ve bölge hali bu sayede bölgeyi terketme fırsatı bulmuştur. İstiklal marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy bu direnişi şu dizeleriyle methetmiştir;
 

Oflunun ilmi de olsaydı o imana göre, 
Şimdi baştan başa tevhit ile dolmuştu bütün küre.

İlçe merkezinden arabayla yaklaşık 1 saat mesafede olan Uzungöl, Doğu Karadeniz'e gittiğinizde görmeniz gereken yerlerin başında gelir. Vaktiniz varsa tereyağda alabalık ve muhlama yemenizi tavsiye ederim. Temmuz ve Ağustos ayları arasında bir hayli rağbet gören Sultanmurat Yaylasında
Çürük Ortası adıyla her yıl 20 Ağustos’ta düzenlenmekte olan şenliklere binlerce kişi katılmaktadır. Ayrıca ilçe merkezinde belediye binasının karşı çaprazında bulabileceğiniz Nizam Usta Et Lokantası, döneriyle meşhurdur.




Bölge halkı geçimini genel olarak Çay'dan sağlar. Fındık ve özellikle son yıllarda ekimi artan Kivi de tarımla uğraşan bölge halkı için alternatif bir geçim kapısı oluşturur. Mikroklima bir iklime sahip olan bu bölgede karpuz, portakal, mandalina, şeftali gibi birçok meyve yetişebilmektedir. Çay her yıl 3 (iklim koşullarına bağlı olarak bazen 4) kez toplanır. Bir devlet işletmesi olan Çaykur'un yanında birçok özel fabrika bölgede faaliyet göstermektedir. Her ne kadar iklim koşulları elverişli olsa da çay tarımı çok büyük arazileri olan aileler haricindekileri geçindirecek kadar yeterli değildir. Ekonomik sebeplerden dolayı Türkiye'nin ve Dünya'nın çeşitli yerlerine göçmüş onbinlerce Oflu vardır ve genellikle Yaz'ları doğdukları topraklara gelerek ilçe nüfusunu 3'e katlamaktadırlar.

Oflular marjinal kelimesinin tam olarak karşılığını veren insanlardır. 15. yüzyılda uçma girişiminde bulunmalarından, ilçe sokaklarında yürürken yabancı olmanızdan mütevellit uzaydan gelmiş gibi hissettirmelerinden, yayaların yolun ortasından yürüme huylarından, ülkenin en fazla kuran kursu olan ilçesi olması bunlardan yalnızca birkaçı. 


İlçenin uzun yıllardır profesyonel liglerde mücadele eden takımı Ofspor, sıradışı başkanı ve fıkralara konu olabilecek yaşanmışlıklarla gündem yaratmıştır. Halen Ofspor başkanı olan Olcay Saral 2013'ün Aralık ayında taraftarlara bir jest yaparak Eyüpspor maçına "maça giriş bedava" diyerek, Of İlçe Stadyumunun en dolu günlerinden birini yaşamasını sağlamıştı. Bu jeste karşılık tribünleri dolduran Ofspor taraftarlarını maç çıkışında büyük bir sürpriz bekliyordu. Renkli kişiliğiyle bilinen Ofspor başkanı Olcay Saral, maç sonunda etrafını saran taraftarlardan maç biletlerinin parasını istedi ve "ben maça giriş bedava demiştim, çıkış için ücretsiz dememiştim" diyerek herkesi şaşkına çevirdi. Yine Ofspor'un küme düşme tehlikesi yaşadığı bir sezonda Ofspor ile Sinopspor arasında yapılan ve 0-0 biten maçın 88. dakikasında gelişen Sinopspor atağında Mehmet Polat, topu boş kaleye gönderdi. Ancak rakip kale arkasında ısınmakta olan Ofspor'un genç oyuncusu Şenol, sahaya girerek boş kaleye giden topu eliyle önleyerek, takımına bir puanı kazandırdı. Kırmızı kartla cezalandırılmasına rağmen takımına altın değerinde 1 puan kazandıran futbolcu elbette ki ofluydu.

Naçizane tavsiyem, ilçe merkezi yerine köylerine çıkmanız. Karadeniz insanının misafirperverliğini, sizi çay içmeye ya da mütevazi sofralarına davet etmelerini, şivelerini, sırtlarında binbir zorlukla topladıkları yükleriyle cefakar kadınları, renkli gözlü sarışın çocukları, tahta arabaları, kara lastikleri, ilginç minibüs şoförlerini, karayemiş ve likarba (yaban mersini) denen yöreye has meyveleri tanımanız. Unutmadan, yılın 3'te 1'i yağmurlu olan bu topraklarda üşütüp hasta olmamak için yanınıza kalın bir şeyler almayı ihmal etmeyin.


28 Şubat 2014 Cuma

Lütfen İS-Tİ-FA!

Bugün Avni Aker'de, Trabzonspor'un kalesini Onur değil de başka bir isim koruyor olsaydı, şu an konuştuğumuz şey Avrupa Kupalarında aldığımız en farklı mağlubiyet olurdu. Hami Mandıralı, kendisine birkaç gömlek büyük gelen Trabzonspor teknik direktörlüğü görevinin henüz ilk ayını doldurmadan acemice kararlar almaya devam ediyor. Selefi Mustafa Reşit Akçay'ın defansif anlayışının zıttını uygulama adına aldığı telkin ve önerilerin etkisinde fazlasıyla kalmış olacak ki, sahada bir futbol takımından ziyade Moskova Sirkinin üyelerini seyrettik.

90 Dakika boyunca yürüyen fakat maç bittikten sonra rakip futbolcuların formalarını almak için adeta yarışa girişen bir futbolcu grubu. Antonio Conte'nin 3-5-2'sine karşılık, yani o kalabalık ortasahasına karşılık Emre ya da Henrique gibi geriye gelip, top alan bir hücum oyuncusu oynatmak varken kule santraforu tercih etmek çok büyük bir taktiksel hataydı. Hadi onu geçtim, Trabzonspor kariyerinde en iyi oyunları hep İtalyan takımlarına karşı oynamış Gustavo Colman gerçeğini es geçmek en hafif tabiriyle futbol cahilliğine işarettir. Uzun süredir forma giymeyen, ilerleyen yaşının etkisiyle maç kondisyonunu toparlaması birkaç haftayı bulacak olan Malouda'ya ilk 11'de şans vermek takımı eksik oynatmaktan farksızdı. Zeki Yavru'yla beraber Trabzonsporlunun yeni kanser tümörü olan Kadir Keleş'in yerine zaman zaman o bölgede oynayan Bosingwa'ya şans verilse, ele avuca sığmayan Isla tehlikesi savuşturulmuş olurdu. Fakat Hami, ofansif görünen lakin birbiriyle herhangi bir organik bağı olmayan, adeta ilkokul 3.sınıf öğrencisinin elinden çıkmış bir formasyonla mücadele etmeyi tercih etti.

İyi futbolcular genelde iyi teknik direktör olamaz derler. Hami Mandıralı'dan, teknik direktörlük kariyerinin bundan sonraki kısmını doğrudan etkileyecek olan bu kısa zamanda mucizeler yaratmasını kimse beklemiyor. Amma ve lakin, bahanelerin arkasına sığınmasını da kimse beklemiyor. "Elendiğimiz takım Juventus, kimsenin bizi bu konuda fazla eleştireceğini düşünmüyorum. Oyuncu arkadaşlarım ellerinden geleni yapmaya çalıştı." açıklaması bahane üretmektir. Kimsenin Juventus'a elenmemizi eleştirdiği yok zaten. Fakat aynı oyuncular Avni Aker'deki Lazio ve Legia Varşova maçlarında da mücadele ettiler, gerçek anlamda mücadele ettiler. Bu akşamki gibi bitse de gitsek modunda değillerdi üstelik. Aradaki farkı yaratan şey motivasyon ve taktiksel beceri değil midir?

Avrupa Kupalarındaki başarıyı ayrı tutacak olursak, genel anlamda yitirilmiş bir sezonun bundan sonraki kısmı için yapılması gereken şey, gelecek sezona hazırlıktır. Gerçekçi olalım, Avrupa Kupalarına katılma şansımız matematiksel olarak varolsa dahi oynadığımız futbol o ışığı bizlere vermiyor. Gelecek sezonun kadrosu için ezberden saydığımız Onur, Yumlu, Bosingwa ve Olcan'ın yanına kazanabileceğimiz Emre Güral, Yusuf Erdoğan ve Soner Aydoğdu gibi isimler kaybedilmiş sezonun tesellisi olur.

Anamızın ak sütü kadar helal, her bir puanını alınteri akıtarak aldığımız şampiyonluk kupasını almak şöyle dursun, 2 koca transfer sezonunda 1 santrafor alamayan bir başkanımız varken, dik oynayacağız deyip yana ve hatta geriye bile oynayamayan bir futbolcu topluluğuna sahipken bizler, yeni doğan güneşi suratımızın ortasındaki kocaman tebessümle karşılayamıyoruz. Hatırlatmakta fayda görüyorum. Henüz yaşanmamış güzel günler için, Lütfen istifa et İbrahim Hacıosmanoğlu. Sen istifa et ki, bundan önceki dönemlerdeki efsane kadrolarda yer alan futbolcularımızın teknik direktörlük hayatları başlamadan son bulmasın. Ünal Karaman zaten harcandı, Fatih Tekke ve Tolunay Kafkas küstürüldü, Hami giderse Hamdi bilemedin Abdullah ya da Lemi mi gelecek? Hak yememe adına tüm eski futbolculara istihdam mı sağlayalım sezon sonuna kadar? İstifa et, köşene çekil, önüne geleni harcayan bu silsile son bulsun. Hem muhalefette olduğun eski güzel günleri özledi bu camia, tüm temiz futbol paydaşları bunu bekliyor senden, kırma bizi be başkan?




27 Kasım 2013 Çarşamba

Durum Raporu

Trabzonspor taraftarı sezona girerken, formanın ağırlığını kaldırabilecek bir futbolcu topluluğu, o futbolculara söz geçirebilecek kalitede ve aynı zamanda oyunu çözebilecek taktik beceriye sahip bir teknik direktör ve camianın duruşuna yaraşır, çalınan kupanın yerine getirilmesi için çaba sarfeden bir başkan beklentisi taşıyordu. Sezonun ilk resmi maçı olan Derry City mücadelesinden bugüne kadar tam 132 gün geçti. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım o günden bugüne yaşananları.

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, kendi söylemleriyle vatan meselesi olduğu için Kazlıçeşme mitingine iştirak ettiğini söylemişti. O koltuğu işgal ettiği sürece yaptığı her hareket, ağzından çıkacak her kelam direkt olarak camiayı bağlarken böylesine bir hadsizlikte bulunması siyasetten özellikle geçtiğimiz birkaç yılda çok çeken camiayı çok yaralamıştır. Milletvekili ya da bakan ziyaretlerinde il başkanını aratmayacak misafirperverlik sergilemesi onun yine kendi ağzından çıkan "Trabzonspor tarihine baktığımızda Trabzonspor'a siyaset sokmayan tek başkanım."cümlesiyle öylesine bir tezat oluşturuyor ki akıl, izan almıyor. Seçim dönemindeki en büyük vaadi olan çalınan şampiyonluk kupası ait olduğu yere geldi mi? "Kupa Trabzon'a gelecek. Ya ben kupayı alırım, ya da o beni." diyerek Fatih Sultan Mehmet Han'ın sözleriyle mesaj gönderdiğin kişilerin kupanın önünde durduğunu göremeyecek kadar kör olamazsın değil mi sayın başkan? İşte sırf bu yüzden, birilerinin dolaylı yoldan Aziz Yıldırım'ın saltanatını yıkmaya çalışmasına verdiğin taşeron desteğinin karşılığında alabileceğin yegane şey 2015 yılında yapılacak olan, 25. Dönem TBMM seçimlerinde Trabzon Milletvekili Adayı olmandır. Amma ve lakin 10 yıl sonra doğan her Trabzonsporlu çocuk, yaptıklarını (yapmadıklarını), insanların uğruna öldüğü o şanlı renkleri siyasete nasıl da ucuzca alet ettiğini hatırlayacak, seni iyi anmayacak ve ardından atanamamış Tony Montana diyecektir.

Mustafa Reşit Akçay,  hiç şüphesiz esaslı bir futbol adamı. Bakın çoğumuzun korkak oyun anlayışı nedeniyle beğenmediği bu isim zamanında kendi hususi arabasını satıp Hollanda'ya futbol eğitimi almaya giden bir özverinin eseri. Beğeniriz ya da beğenmeyiz ama herkesin hemfikir olduğu bir nokta var ise o da bir sistem oluşturmaya çalıştığıdır. Geçtiğimiz sezonu istediği yerde bitirmek şöyle dursun, eksi averajla kapatmış bir enkazın üzerinde debelenip duran bu adama destek olmak varken üzerine bir kürekte biz atıyoruz. Çok sevdiklerimize hep böyle yaptık ama biz, ne Şenol Güneş dayanabildi buna ne de Dozer Cemil. Biri çok sevdiği renklerden defalarca kopartıldı, diğeri tek bir seferde kanatıldı hunharca. O yüzden Mustafa Reşit Akçay daha efsane olmamışken üstelik, çerez olur Trabzon'daki kelle avcılarına. Eldeki imkanlar o kadar yetersiz ki, ne arzu ettiği bitirici santrafor transferini gerçekleştirebildi mevcut yönetim ne de yıllardır kanayan yara haline gelen sol bek problemini. Takım Avrupa Kupalarında deplasmanda üst üste en çok maç kazanan Türk takımı oldu, sezonu en erken açan takım olmasına rağmen ne elemelerde ne de Avrupa Ligi gruplarında tek bir mağlubiyet almadan buralara geldi ama her puan kaybında saymalarla sövmeler halaya tutuşuyor. Geliştirmesi gereken yönler yok mu? Elbette var. Oyuncu değişiklikleri noktasında çok çalışması gerekiyor. Biz Trabzonspor taraftarlarının da sabır konusunda çok çalışmamız gerektiği gibi.


Sezonun şu ana kadarki periyodunda performansıyla Türkiye'nin en iyi, Dünya'nın ise en iyi 5 kalecisinden biri olduğu ispat eden Onur Kıvrak için ayrı bir parantez açmak gerek. Son günlerde Sevilla'nın ona talip olduğunu söylüyor medya organları. Benim bir iddiam var, Avrupa'nın en üst düzey 4 Liginde hangi takımın kalesine geçerse geçsin, o takıma tek başına 15 puan kazandırır. Böylesine iyi refleksler, muazzam motivasyon, takım arkadaşlarına verdiği destek onu bulunmaz hint kumaşı yapıyor. Onsuz bu takım Puan Tablosunun aşağıdaki yarısında ancak kendine yer bulabilirdi. Takım arkadaşları ona çok şey borçlu. Ve biz Bordo-Mavi sevdalıları Onur'u böyle tanımlıyoruz; 1988 yılında gole tepki olarak Dünya'ya gelmiştir.

Futboluna her geçen gün bir şeyler katan, yeteneğiyle değil yüreğiyle oynayan, başlarda ben de dahil olmak üzere birçoğumuzun sempatiyle bakmadığı o cılız stoper, karşısına çıkan tüm önyargı duvarlarını tek tek yıkan Mustafa Yumlu. Onun eksikliğini hissedeceğiz deselerdi bundan 2 sezon önce güler geçerdim ama cidden onun oynamadığı maçlarda defanstaki hatalar gözle görülür şekilde arttı. Her geçen maç daha derli toplu, aklı başında oynuyor.

Geçtiğimiz sezon yalnızca 20 resmi maçta oynamış olması handikapı ve ilerlemiş yaşına rağmen transfer edilen Jose Bosingwa'da sezonun en iyilerinden biri şu ana kadar. Muazzam bir futbol tecrübesi var, 31 yaşında olmasına rağmen Süper Lig'deki çoğu kanat oyuncusunu kevgire çevirecek kadar da hızlı. Serkan Balcı'nın son iki sezonundan sonra ilaç gibi sağ kanada. Jübilesini Bordo-Mavi'li forma altında yapmaktan başka bir şans bırakmıyor bize.
Takımın hücum yükünü asist ve golleriyle çeken, hırsıyla, mücadeleci karakteriyle diğer takım arkadaşlarından çok önde olan Olcan Adın'ı da es geçmemek gerek. Çoğumuzun gözüne batar kötü performansları ama istatistiksel anlamda geldiği günden beri çok şey katmıştır bu küçük adam Trabzonspor'a. Biraz haksız eleştirildiğini düşünüyorum.


Paulo Henrique ise Trabzonspor'daki en parlak sezonunu yaşıyor, futbol olarak hala daha çoğumuzu tatmin edebilmiş olmasa da geçtiğimiz sezonlara nazaran daha derli toplu olduğu konusunda hemfikiriz. 22 Maçta rakip filelere gönderdiği 14 gol onun adına sevindirici.

1461 Trabzon'dan sezon başında kadroya katılan Yusuf ve Kadir verilen şansları iyi kullandı. Sezon sonuna kadar futbollarının üzerine koyarlarsa Türk Futbolunun gelecek yıllarda sol kanatla ilgili pek bir sıkıntısı kalmaz gibime geliyor.

Sistem oturduğunda ve takıma direkt katkı yapabilecek 2 ya da 3 oyuncu transfer edildiğinde hüzünlü Bordo yerini mutlu Mavi'lere bıracak kıymetli futbol paydaşları. O güne kadar bıkmadan, usanmadan destek verip dik oynayacağız. Medya yalakaları, borazancı gazete müsveddeleri ve satılmış kalemlerin inkar etmeyi alışkanlık haline getirdiği o gerçekle sonlandıralım yazımızı; 2011 Yılının Şampiyonu Trabzonspor'dur, gerçek budur.

23 Ağustos 2013 Cuma

Mustafa Reşit Akçay'ın Trabzonspor'u

Kabus gibi geçen bir sezonun ardından, kupa finalisti olmanın getirdiği Avrupa Kupaları vizesiyle 2013-2014 sezonunu en erken açan takım oldu Trabzonspor. Sezon başında Başkan değişmiş, gelir gelmez eski teknik direktör Tolunay Kafkas'ın bilgisi bile olmadan Mustafa Reşit Akçay'la çalışacağını basına açıklamıştı. Kıran kırana geçen seçimin zafer konuşmasını yaparken ağzından kaçırmış olsa gerek.

Karadeniz'in yetiştirdiği en değerli teknik adamlardan birine gelmeden önce başkan hakkında birkaç kelam etmek isterim. İbrahim Hacıosmanoğlu kimilerine göre mafya babasını, kimilerine göre ise gelecek genel seçimler için Ak Parti Trabzon Milletvekilliğine oynuyor. Bir kısım Trabzonspor taraftarı da bulduğu her fırsatta Aziz Yıldırım'a giydirmesinden (fenerbahçe kulübünü muaf tutarak) haz alıyor. Başkan iyi bir siyasetçi. Seçim öncesi slogan haline getirdiği kupayı en kısa zamanda Trabzon'a getireceğim sözünü çabuk unutmuşa benziyor. Taraftarı farklı yönlendiriyor ve bunu bazen rakip taraftarların arasında, bazen parti mitinglerinde sık sıkta televizyon kanallarında yayına bağlanarak yapıyor. Az konuşan, çok icraat yapan başkan görünümde değil. Uefa'nın ve Cas'ın vereceği karar muhtemelen pozitif yönde olacaktır, umalım ki bundan kendisine pay çıkarmaz. Zira seçim sonrası süreçte Kupa adına verdiği bir emekten söz edemeyiz.

Başkanın ilk ve belki de tek pozitif icraatı içimizden birini, fanatik bir Trabzonsporluyu takımın başına geçirmek oldu. Derken Mustafa Reşit Akçay bekleneni yaptı ve eski talebelerinden en kıymetli olanlarını kendisiyle birlikte getirdi Mehmet Ali Yılmaz tesislerine. Uzun bir pazarlık sonrası, tıpkı Gençlerbirliği'nde olduğu gibi gelecek senelerde Trabzonspor'un kaptanlığını yapacağına inandığım Aykut Demir'i (bizim uşağı) 2.9 Milyon Euro'ya transfer ettik. Malouda ve Bosingwa transferleri vizyon açısından yerinde olsa da verim açısından halen soru işareti. Başkanın böbürlenerek "Avrupa'dan yıldız gelmiyor diyenlere inat, Malouda ve Bosingwa gibi iki Dünya yıldızını getirdik." sözleri ödenecek para / performans bakımından değerlendirilmeli bence. Bonservisi elinde olan, form grafiği son sezonlarda sürekli aşağıya doğru inen futbolcuları (yıldız da olsa) transfer etmek nispeten daha kolaydır. Nitekim Batuhan transferini de bu kategoriye alabiliriz pekala. Tek bir farkla, biraz parlatıp talip çıkarsa satmak kaydıyla.


Son yıllarda yağlı müşterisi olduğumuz İlhan Cavcav'ın takımının en değerli parçalarından biri olan, Sırp Milli oyuncu Dusko Tosic'le sol bek sorununu çözebilirdik. Giray ve Aykut tandemi mücadele bakımından evet ama topu oyuna sokma, oyunu geriden kurma noktasında sınıfta kaldığı için o bölgeye yapılabilecek bir Diego Angelo hamlesi defansı rahatlatırdı. Tolga transferine karşılık istenebilecek bir Mustafa Pektemek takası ya da yine bizim uşaklardan biri olan Muhammet Demir transferi bizi ilk 3'e sokacak kadroyu oluştururdu.

Mustafa Reşit Akçay'ı uzun zamandır takip eden biri olarak Batuhan Karadeniz hamlesine şaşırdığımı söyleyemem. Tavşanlı Linyitspor'da Mehmet Akyüz'ü, 1461 Trabzon'da Mustafa Tiryaki'yi pivot santrafor olarak kullanmıştı, kafasındaki oyun sisteminde kanatlardan iyi gelen takımın hava toplarında etkili bir golcüyle birlikte skor bulmayı istediğini biliyoruz. Eldeki alternatifler Batuhan ve Janko iken, transfer dönemi söylentileri Crouch, Eneramo, Barrios, Adebayor, Toure, Bendtner ve son olarak Berbatov olmuştu. Demek ki Mustafa Hoca kule santrafor üzerine kuracak yine takımı. Kanatlarda kişisel becerisi yüksek, süratli ve tempolu iki futbolcu, ortada oyun kurucu görevinde bir orta saha, arkalarında koşan, yırtan çift önliberoyla oynayacak. Lakin Trabzonspor Şenol Güneş'in şampiyonluk sonrası dönemi ve Tolunay Kafkas yönetimindeki gibi sistemsiz oynuyor. Şenol Güneş'le gelen son şampiyonluktaki pas oyunu ya da 1996, 2003 ve 2004 yıllarında oynadığımız tempolu oyuna dayalı futboldan eser yok oynadığımız 6 resmi maçta. Başkanın şampiyonluk yarışında biz de varız demesi, Malouda ve Bosingwa hamleleri onu sistemi kökten değiştirmenin sancılarıyla haşır neşir olmaktan alıkoymuş olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki bu sezon şampiyonluk yarışında olacağımızı düşünmek boş bir hayalden öte değil. Defans dörtlüsü ortalama bir Anadolu takımı gibi yaslanarak oynuyor, kanatlar hariç ortasahadaki futbolcular daha çok pas oyununa dayalı bir sistemde verim verebilir, santrafor ve hücum hattının belirsizliği aşikar. Burada Mustafa Hocanın, Henrique'nin yanında bir kule santrafor tercihiyle ileri hattı çiftleyeceğini düşünsem de henüz ona cesaret edemedi skoru erken bulduğu maçlarda bile.


Benim sezon başındaki beklentim ve dileğim şuydu. Her ne kadar bir hayli siklet farkı olsa da geçen sezon PTT 1.Lig'de tek, Türkiye Liglerinde ise sistemli oynayan 3 takımdan biri olan 1461 Trabzon'un ne oynadığını bilen, tertipli ve istekli görüntüsünün tamamını olmasa bile bir kısmını görebilmekti. Geldiğimiz noktada MRA'nın insan psikolojisinden anlayan yapısıyla, vakti evvelinde Milli Takımlarda oynamış ya da üst düzey performanslar göstermiş ama şimdilerde o günleri arayan futbolculardan örneğin; Giray Kaçar, Volkan Şen, Marc Janko, Batuhan Karadeniz, Emre Güral, Gustavo Colman, Alanzinho, Zokora ve Bamba gibi isimlerden verim almasını beklemek en mantıklısı. Tek korkum ise istemediği bir şablonla karşı karşıya kalan, gecikmiş transferler yüzünden arzu ettiği takımla çalışma fırsatı bulamayan Mustafa Reşit Akçay'ın olası bir başarısızlıkta Ak Parti Trabzon İl Başkanı gibi hareket eden İbrahim Hacıosmanoğlu tarafından görevden alınması.

İYİ
Geldiği günden beri eleştiri oklarının hedefinde olan fakat Mustafa Hocanın özellikle onunla çalışmak istiyorum, satmayın mesajıyla yuvada kalan Paulo Henrique'nin futbolu hatırlaması. Daha az bencillik = daha çok başarı. İyi bir partnerle daha da iyi olabilir. Adrian, attığı 2 gol attırdıklarıyla geçen sezon kaldığı yerden devam etmeye niyetli. Teknik Direktör kaprisleri devreye girmezse elbette. Sistemi Adrian merkezli yapmak yerine farklı maceralar aramak Beşiktaş maçındaki gibi cezalandırılmamıza sebep olabilir. Aykut Akgün 6 maçın tamamında sahada kalırken çok sırıtmadı, albenisi olan bir oyun anlayışı olmasa da işini yapıyor, hocasının beklentilerini karşılıyor. Olcan Adın, hücuma verdiği katkıyı onun olmadığı maçlarda sıklıkla hissetmiştik geçen sezon, sürati ve hırsıyla takıma katkı veriyor. Aykut Demir, oynama şansı bulduğu 4 karşılaşmada da sırıtmadı. Sanki yıllardır bu takımda görev alıyormuş gibi, uyum sorunu çekmedi, tandemin değişilmezi olur.


KÖTÜ
Son iki sezondur Serkan Balcı'nın gölgesinde kalan, hakettiği halde forma şansı bulamayan Zeki Yavru henüz istenilen seviyede değil. Ama 61 numaralı formayı da giyince taraftarın en fazla hakaret ettiği futbolcu oldu bir anda. Henüz 21 yaşında olan genç futbolcu çok acımasız ve haksız eleştiriler alıyor. Alanzinho'da gölgesiyle savaşıyor. Son 2 sezondur takıma pek katkı yapamadı, kendisini toparlaması gerekiyor. Gustavo Colman belli ki gitmek istiyor fakat bunu farklı şekilde anlatmaya çalışıyor. Takımı 10 kişi bırakmayı bile göze alıyor bu mesajı vermek için. Birçoğumuz için çok şey ifade ediyor bu kara çocuk ama artık demir alma gelmiş zamandan. Giray Kaçar sakatlanana kadar iyi bir görüntü çizmedi, bireysel hatalarıyla sezona hazır olmadığını belli etti hocasına.

ÇİRKİN
Bir Türk takımının Avrupa Kupası maçı varken (o takım ki bu sezon Avrupa Kupalarında oynadığı 5 maçın 4'ünü kazanıp hiçbirinde mağlup olmamışken üstelik) Fatih Terim'le Futbol Federasyonu binasında sözleşme imzalamak neyin kafasıdır? Trabzonspor'un Şampiyonlar Liginde 2. Tur mücadelesi verdiği maçın olduğu saate İstanbul Derbisi koyan da sizlerdiniz. 1,5 yıldır penaltı çalınmayan, geçtiğimiz sezon hakemler tarafından hunharca doğranan da aynı takımdı. Biliyoruz, pes etmemizi istiyorsunuz ama bilin ki böyle yaparak bizi yalnızca isyana teşvik ediyorsunuz. Sizi, kirli oyunlarınızı, pis çarkınızı yerle bir edecek olan isyana. Merak etmeyin, çok uzak olmayan bir gelecekte küçük kıyameti yaşayacaksınız, Ağustos sonuna ne kaldı ki şunun şurasında?

Not: Mayıs sonundan beri New York'ta olduğumdan dolayı neredeyse koca bir mevsimi yazmadan geçirmişim. Fırsat buldukça naçizane bir şeyler karalamaya devam edeceğim, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler dostlar.