Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2016 Pazar

Küllerinden Doğmak


Tarihimizin en kötü dönemini yaşadığımız su götürmez bir gerçek. Daha önce de kötü sezonlarımız olmuştu fakat hiçbirinde harcanan para ve alınamayan karşılığı bu denli fazla olmamıştı. Kulübün, camianın üzerinden bir İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu treni geçti ve bıraktığı hasar öyle bir sezonda kaldırılabilecek türden değil. Bizim yeniden ayağa kalkmamız, İstanbul’un şımarık çocuklarıyla kafa kafaya şampiyonluk yarışına girmemiz 2 belki 3 sezonu bulabilir. Ama bir söz vardır ya hani; dibe vurduğun an yükselmeye başlarsın. İşte yol ne kadar uzun olursa olsun, ileriye doğru adım atmamız gereken nokta burası, tam olarak önümüzdeki sezon. Her ne kadar o adım en zoru olsa da.

Dilimiz döndüğünce yapılması gerekeni, atılması gereken adımları sıralayalım. Öncelikle Trabzonspor teknik direktörü duruşunu sergileyemeyen Hami Mandıralı’nın takımdan acilen uzaklaştırılması gerekir. Bakın teknik, taktik becerisini tartışmıyorum bile. Trabzonsporun hocası olacak kişi, takımı yenildiğinde futbolcularını ya da taraftarı hedef göstermeyecek kadar olgun olmalı bana göre. Futbolcu kadrosu içerisindeki en büyük eksiklik disiplin olarak göze çarparken, futbolcuların yeteri kadar çalışmaması ve isteksizliği de had safhada. Yani gelecek antrenörün önceliği bir hayli genç futbolcunun bulunduğu bu kadroyu öncelikle disipline etmek olmalıdır. Yazılı ve görsel basında birçok isim dolaşmakta. İsimler üzerinden gitmektense ülkeler ve futbol tarzları üzerinden gitmeyi tercih ederim şahsen.

Örneğin; Belçikalılar bize geçmişte önemli katkılar yaptılar. (Hugo Broos dönemi hariç)
Lakin Braems ve Leekens dönemleriyle günümüz futbolu, rekabet içinde olduğumuz kulüplerin (Aslında rekabet edemediğimiz) durumu aynı değil. Şartlar değişti ve ben şahsen Belçikalı bir Hocanın bizi başarıya taşıyacağına inanmıyorum. Yine aynı şekilde Portekizli bir hocanın da bizi özlediğimiz eski güzel günlere geri götüreceğine ihtimal vermiyorum. Belçika ve Portekiz futbolu benzer özellikler taşımakta, hücum anlamında üretken ama takım bütünlüğü, defansif mantalite ve süreklilik açısından sıkıntılar yaşamaktalar. İhtiyacımız olan antrenör çeşidi, geldiğinde genç yeteneklerimizi hizaya getirecek onlara çalışmayı her şeyden önce takım için tüm gücüyle mücadele etmeyi öğretecek biri olmalı. Kötü oynasalar bile kötü koşamayacakları, şanssız olsalar bile hırslarını kaybetmeyeceklerini telkin edecek türden bir teknik direktörden bahsediyorum. Hal böyleyken onlara bir öğretmen gibi yaklaşacak, yarışmacı bir kimlikle beraber iş ahlakı kazandıracak olgunlukta bir isim düşünülmeli her şeyden önce. İşte bu sebepten dolayı Alman ekolüne sıcak bakıyorum. Yine aynı şekilde kendi ülkesinin dışında da başarı yakalamış Doğu Avrupa futbolunu bilen biri de olabilir pekala.

Ekonomik olarak durum iflastan biraz halliceyken ses getirecek isimler yerine gelecek vaat edenler gençlerin peşine düşeceğimiz aşikar transfer sezonunda. Yıllık maliyetiyle ekonomik sıkıntımızı artıracak külfet getirebilecek futbolcular, her ne kadar seviliyor olsalar dahi gönderilip nakit kazanıma dönüştürülmeli. Örneğin Cardozo. Bir çırpıda Cardozo’yu listenin başına yazdığıma göre geri kalanları için insaflı olmaya gerek yok; Yatabare, Ndoye, Sefa, Yusuf, Özer, Aytaç, Musa, İshak, Aykut, Yumlu ve Douglas. Kabul etmeliyiz ki dostlarım, bizim yeni bir rüzgara, yeni bir havaya yani dolayısıyla yepyeni bir kadroya ihtiyacımız var. Heyecanını kaybetmiş isimler gönderilmeli, daha önce bunu defaatle yaptık ve başarılı olduğumuz dönemler hep böyle başlamıştı hatırlarsanız.

Öyle ya da böyle, biz alışkınız başarısız sezonlara. Tabiri caizse bağışıklık kazanıyor insan bünyesi kötü biten maçlara, kayıp giden yıllara. Yine yenileceğiz, mutsuz olacağız elbette ama en azından sahada mücadele eden, formanın değerini bilecek gençlerden kurulu bir takımla mağlubiyeti tadalım. Geride olduğu maçta, en üst lige yeni çıkmış mütevazi rakibi karşısında kendi sahasından çıkamayan acizlerle değil. Nasıl demişti o adam; Onların peşinden gidecek cesaretiniz varsa bütün hayaller gerçek olabilir. Destek verelim renkdaşlar, o şaşaalı günler çok da uzakta olmayabilir...
 

27 Kasım 2013 Çarşamba

Durum Raporu

Trabzonspor taraftarı sezona girerken, formanın ağırlığını kaldırabilecek bir futbolcu topluluğu, o futbolculara söz geçirebilecek kalitede ve aynı zamanda oyunu çözebilecek taktik beceriye sahip bir teknik direktör ve camianın duruşuna yaraşır, çalınan kupanın yerine getirilmesi için çaba sarfeden bir başkan beklentisi taşıyordu. Sezonun ilk resmi maçı olan Derry City mücadelesinden bugüne kadar tam 132 gün geçti. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım o günden bugüne yaşananları.

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, kendi söylemleriyle vatan meselesi olduğu için Kazlıçeşme mitingine iştirak ettiğini söylemişti. O koltuğu işgal ettiği sürece yaptığı her hareket, ağzından çıkacak her kelam direkt olarak camiayı bağlarken böylesine bir hadsizlikte bulunması siyasetten özellikle geçtiğimiz birkaç yılda çok çeken camiayı çok yaralamıştır. Milletvekili ya da bakan ziyaretlerinde il başkanını aratmayacak misafirperverlik sergilemesi onun yine kendi ağzından çıkan "Trabzonspor tarihine baktığımızda Trabzonspor'a siyaset sokmayan tek başkanım."cümlesiyle öylesine bir tezat oluşturuyor ki akıl, izan almıyor. Seçim dönemindeki en büyük vaadi olan çalınan şampiyonluk kupası ait olduğu yere geldi mi? "Kupa Trabzon'a gelecek. Ya ben kupayı alırım, ya da o beni." diyerek Fatih Sultan Mehmet Han'ın sözleriyle mesaj gönderdiğin kişilerin kupanın önünde durduğunu göremeyecek kadar kör olamazsın değil mi sayın başkan? İşte sırf bu yüzden, birilerinin dolaylı yoldan Aziz Yıldırım'ın saltanatını yıkmaya çalışmasına verdiğin taşeron desteğinin karşılığında alabileceğin yegane şey 2015 yılında yapılacak olan, 25. Dönem TBMM seçimlerinde Trabzon Milletvekili Adayı olmandır. Amma ve lakin 10 yıl sonra doğan her Trabzonsporlu çocuk, yaptıklarını (yapmadıklarını), insanların uğruna öldüğü o şanlı renkleri siyasete nasıl da ucuzca alet ettiğini hatırlayacak, seni iyi anmayacak ve ardından atanamamış Tony Montana diyecektir.

Mustafa Reşit Akçay,  hiç şüphesiz esaslı bir futbol adamı. Bakın çoğumuzun korkak oyun anlayışı nedeniyle beğenmediği bu isim zamanında kendi hususi arabasını satıp Hollanda'ya futbol eğitimi almaya giden bir özverinin eseri. Beğeniriz ya da beğenmeyiz ama herkesin hemfikir olduğu bir nokta var ise o da bir sistem oluşturmaya çalıştığıdır. Geçtiğimiz sezonu istediği yerde bitirmek şöyle dursun, eksi averajla kapatmış bir enkazın üzerinde debelenip duran bu adama destek olmak varken üzerine bir kürekte biz atıyoruz. Çok sevdiklerimize hep böyle yaptık ama biz, ne Şenol Güneş dayanabildi buna ne de Dozer Cemil. Biri çok sevdiği renklerden defalarca kopartıldı, diğeri tek bir seferde kanatıldı hunharca. O yüzden Mustafa Reşit Akçay daha efsane olmamışken üstelik, çerez olur Trabzon'daki kelle avcılarına. Eldeki imkanlar o kadar yetersiz ki, ne arzu ettiği bitirici santrafor transferini gerçekleştirebildi mevcut yönetim ne de yıllardır kanayan yara haline gelen sol bek problemini. Takım Avrupa Kupalarında deplasmanda üst üste en çok maç kazanan Türk takımı oldu, sezonu en erken açan takım olmasına rağmen ne elemelerde ne de Avrupa Ligi gruplarında tek bir mağlubiyet almadan buralara geldi ama her puan kaybında saymalarla sövmeler halaya tutuşuyor. Geliştirmesi gereken yönler yok mu? Elbette var. Oyuncu değişiklikleri noktasında çok çalışması gerekiyor. Biz Trabzonspor taraftarlarının da sabır konusunda çok çalışmamız gerektiği gibi.


Sezonun şu ana kadarki periyodunda performansıyla Türkiye'nin en iyi, Dünya'nın ise en iyi 5 kalecisinden biri olduğu ispat eden Onur Kıvrak için ayrı bir parantez açmak gerek. Son günlerde Sevilla'nın ona talip olduğunu söylüyor medya organları. Benim bir iddiam var, Avrupa'nın en üst düzey 4 Liginde hangi takımın kalesine geçerse geçsin, o takıma tek başına 15 puan kazandırır. Böylesine iyi refleksler, muazzam motivasyon, takım arkadaşlarına verdiği destek onu bulunmaz hint kumaşı yapıyor. Onsuz bu takım Puan Tablosunun aşağıdaki yarısında ancak kendine yer bulabilirdi. Takım arkadaşları ona çok şey borçlu. Ve biz Bordo-Mavi sevdalıları Onur'u böyle tanımlıyoruz; 1988 yılında gole tepki olarak Dünya'ya gelmiştir.

Futboluna her geçen gün bir şeyler katan, yeteneğiyle değil yüreğiyle oynayan, başlarda ben de dahil olmak üzere birçoğumuzun sempatiyle bakmadığı o cılız stoper, karşısına çıkan tüm önyargı duvarlarını tek tek yıkan Mustafa Yumlu. Onun eksikliğini hissedeceğiz deselerdi bundan 2 sezon önce güler geçerdim ama cidden onun oynamadığı maçlarda defanstaki hatalar gözle görülür şekilde arttı. Her geçen maç daha derli toplu, aklı başında oynuyor.

Geçtiğimiz sezon yalnızca 20 resmi maçta oynamış olması handikapı ve ilerlemiş yaşına rağmen transfer edilen Jose Bosingwa'da sezonun en iyilerinden biri şu ana kadar. Muazzam bir futbol tecrübesi var, 31 yaşında olmasına rağmen Süper Lig'deki çoğu kanat oyuncusunu kevgire çevirecek kadar da hızlı. Serkan Balcı'nın son iki sezonundan sonra ilaç gibi sağ kanada. Jübilesini Bordo-Mavi'li forma altında yapmaktan başka bir şans bırakmıyor bize.
Takımın hücum yükünü asist ve golleriyle çeken, hırsıyla, mücadeleci karakteriyle diğer takım arkadaşlarından çok önde olan Olcan Adın'ı da es geçmemek gerek. Çoğumuzun gözüne batar kötü performansları ama istatistiksel anlamda geldiği günden beri çok şey katmıştır bu küçük adam Trabzonspor'a. Biraz haksız eleştirildiğini düşünüyorum.


Paulo Henrique ise Trabzonspor'daki en parlak sezonunu yaşıyor, futbol olarak hala daha çoğumuzu tatmin edebilmiş olmasa da geçtiğimiz sezonlara nazaran daha derli toplu olduğu konusunda hemfikiriz. 22 Maçta rakip filelere gönderdiği 14 gol onun adına sevindirici.

1461 Trabzon'dan sezon başında kadroya katılan Yusuf ve Kadir verilen şansları iyi kullandı. Sezon sonuna kadar futbollarının üzerine koyarlarsa Türk Futbolunun gelecek yıllarda sol kanatla ilgili pek bir sıkıntısı kalmaz gibime geliyor.

Sistem oturduğunda ve takıma direkt katkı yapabilecek 2 ya da 3 oyuncu transfer edildiğinde hüzünlü Bordo yerini mutlu Mavi'lere bıracak kıymetli futbol paydaşları. O güne kadar bıkmadan, usanmadan destek verip dik oynayacağız. Medya yalakaları, borazancı gazete müsveddeleri ve satılmış kalemlerin inkar etmeyi alışkanlık haline getirdiği o gerçekle sonlandıralım yazımızı; 2011 Yılının Şampiyonu Trabzonspor'dur, gerçek budur.

23 Ağustos 2013 Cuma

Mustafa Reşit Akçay'ın Trabzonspor'u

Kabus gibi geçen bir sezonun ardından, kupa finalisti olmanın getirdiği Avrupa Kupaları vizesiyle 2013-2014 sezonunu en erken açan takım oldu Trabzonspor. Sezon başında Başkan değişmiş, gelir gelmez eski teknik direktör Tolunay Kafkas'ın bilgisi bile olmadan Mustafa Reşit Akçay'la çalışacağını basına açıklamıştı. Kıran kırana geçen seçimin zafer konuşmasını yaparken ağzından kaçırmış olsa gerek.

Karadeniz'in yetiştirdiği en değerli teknik adamlardan birine gelmeden önce başkan hakkında birkaç kelam etmek isterim. İbrahim Hacıosmanoğlu kimilerine göre mafya babasını, kimilerine göre ise gelecek genel seçimler için Ak Parti Trabzon Milletvekilliğine oynuyor. Bir kısım Trabzonspor taraftarı da bulduğu her fırsatta Aziz Yıldırım'a giydirmesinden (fenerbahçe kulübünü muaf tutarak) haz alıyor. Başkan iyi bir siyasetçi. Seçim öncesi slogan haline getirdiği kupayı en kısa zamanda Trabzon'a getireceğim sözünü çabuk unutmuşa benziyor. Taraftarı farklı yönlendiriyor ve bunu bazen rakip taraftarların arasında, bazen parti mitinglerinde sık sıkta televizyon kanallarında yayına bağlanarak yapıyor. Az konuşan, çok icraat yapan başkan görünümde değil. Uefa'nın ve Cas'ın vereceği karar muhtemelen pozitif yönde olacaktır, umalım ki bundan kendisine pay çıkarmaz. Zira seçim sonrası süreçte Kupa adına verdiği bir emekten söz edemeyiz.

Başkanın ilk ve belki de tek pozitif icraatı içimizden birini, fanatik bir Trabzonsporluyu takımın başına geçirmek oldu. Derken Mustafa Reşit Akçay bekleneni yaptı ve eski talebelerinden en kıymetli olanlarını kendisiyle birlikte getirdi Mehmet Ali Yılmaz tesislerine. Uzun bir pazarlık sonrası, tıpkı Gençlerbirliği'nde olduğu gibi gelecek senelerde Trabzonspor'un kaptanlığını yapacağına inandığım Aykut Demir'i (bizim uşağı) 2.9 Milyon Euro'ya transfer ettik. Malouda ve Bosingwa transferleri vizyon açısından yerinde olsa da verim açısından halen soru işareti. Başkanın böbürlenerek "Avrupa'dan yıldız gelmiyor diyenlere inat, Malouda ve Bosingwa gibi iki Dünya yıldızını getirdik." sözleri ödenecek para / performans bakımından değerlendirilmeli bence. Bonservisi elinde olan, form grafiği son sezonlarda sürekli aşağıya doğru inen futbolcuları (yıldız da olsa) transfer etmek nispeten daha kolaydır. Nitekim Batuhan transferini de bu kategoriye alabiliriz pekala. Tek bir farkla, biraz parlatıp talip çıkarsa satmak kaydıyla.


Son yıllarda yağlı müşterisi olduğumuz İlhan Cavcav'ın takımının en değerli parçalarından biri olan, Sırp Milli oyuncu Dusko Tosic'le sol bek sorununu çözebilirdik. Giray ve Aykut tandemi mücadele bakımından evet ama topu oyuna sokma, oyunu geriden kurma noktasında sınıfta kaldığı için o bölgeye yapılabilecek bir Diego Angelo hamlesi defansı rahatlatırdı. Tolga transferine karşılık istenebilecek bir Mustafa Pektemek takası ya da yine bizim uşaklardan biri olan Muhammet Demir transferi bizi ilk 3'e sokacak kadroyu oluştururdu.

Mustafa Reşit Akçay'ı uzun zamandır takip eden biri olarak Batuhan Karadeniz hamlesine şaşırdığımı söyleyemem. Tavşanlı Linyitspor'da Mehmet Akyüz'ü, 1461 Trabzon'da Mustafa Tiryaki'yi pivot santrafor olarak kullanmıştı, kafasındaki oyun sisteminde kanatlardan iyi gelen takımın hava toplarında etkili bir golcüyle birlikte skor bulmayı istediğini biliyoruz. Eldeki alternatifler Batuhan ve Janko iken, transfer dönemi söylentileri Crouch, Eneramo, Barrios, Adebayor, Toure, Bendtner ve son olarak Berbatov olmuştu. Demek ki Mustafa Hoca kule santrafor üzerine kuracak yine takımı. Kanatlarda kişisel becerisi yüksek, süratli ve tempolu iki futbolcu, ortada oyun kurucu görevinde bir orta saha, arkalarında koşan, yırtan çift önliberoyla oynayacak. Lakin Trabzonspor Şenol Güneş'in şampiyonluk sonrası dönemi ve Tolunay Kafkas yönetimindeki gibi sistemsiz oynuyor. Şenol Güneş'le gelen son şampiyonluktaki pas oyunu ya da 1996, 2003 ve 2004 yıllarında oynadığımız tempolu oyuna dayalı futboldan eser yok oynadığımız 6 resmi maçta. Başkanın şampiyonluk yarışında biz de varız demesi, Malouda ve Bosingwa hamleleri onu sistemi kökten değiştirmenin sancılarıyla haşır neşir olmaktan alıkoymuş olabilir. Ama hepimiz biliyoruz ki bu sezon şampiyonluk yarışında olacağımızı düşünmek boş bir hayalden öte değil. Defans dörtlüsü ortalama bir Anadolu takımı gibi yaslanarak oynuyor, kanatlar hariç ortasahadaki futbolcular daha çok pas oyununa dayalı bir sistemde verim verebilir, santrafor ve hücum hattının belirsizliği aşikar. Burada Mustafa Hocanın, Henrique'nin yanında bir kule santrafor tercihiyle ileri hattı çiftleyeceğini düşünsem de henüz ona cesaret edemedi skoru erken bulduğu maçlarda bile.


Benim sezon başındaki beklentim ve dileğim şuydu. Her ne kadar bir hayli siklet farkı olsa da geçen sezon PTT 1.Lig'de tek, Türkiye Liglerinde ise sistemli oynayan 3 takımdan biri olan 1461 Trabzon'un ne oynadığını bilen, tertipli ve istekli görüntüsünün tamamını olmasa bile bir kısmını görebilmekti. Geldiğimiz noktada MRA'nın insan psikolojisinden anlayan yapısıyla, vakti evvelinde Milli Takımlarda oynamış ya da üst düzey performanslar göstermiş ama şimdilerde o günleri arayan futbolculardan örneğin; Giray Kaçar, Volkan Şen, Marc Janko, Batuhan Karadeniz, Emre Güral, Gustavo Colman, Alanzinho, Zokora ve Bamba gibi isimlerden verim almasını beklemek en mantıklısı. Tek korkum ise istemediği bir şablonla karşı karşıya kalan, gecikmiş transferler yüzünden arzu ettiği takımla çalışma fırsatı bulamayan Mustafa Reşit Akçay'ın olası bir başarısızlıkta Ak Parti Trabzon İl Başkanı gibi hareket eden İbrahim Hacıosmanoğlu tarafından görevden alınması.

İYİ
Geldiği günden beri eleştiri oklarının hedefinde olan fakat Mustafa Hocanın özellikle onunla çalışmak istiyorum, satmayın mesajıyla yuvada kalan Paulo Henrique'nin futbolu hatırlaması. Daha az bencillik = daha çok başarı. İyi bir partnerle daha da iyi olabilir. Adrian, attığı 2 gol attırdıklarıyla geçen sezon kaldığı yerden devam etmeye niyetli. Teknik Direktör kaprisleri devreye girmezse elbette. Sistemi Adrian merkezli yapmak yerine farklı maceralar aramak Beşiktaş maçındaki gibi cezalandırılmamıza sebep olabilir. Aykut Akgün 6 maçın tamamında sahada kalırken çok sırıtmadı, albenisi olan bir oyun anlayışı olmasa da işini yapıyor, hocasının beklentilerini karşılıyor. Olcan Adın, hücuma verdiği katkıyı onun olmadığı maçlarda sıklıkla hissetmiştik geçen sezon, sürati ve hırsıyla takıma katkı veriyor. Aykut Demir, oynama şansı bulduğu 4 karşılaşmada da sırıtmadı. Sanki yıllardır bu takımda görev alıyormuş gibi, uyum sorunu çekmedi, tandemin değişilmezi olur.


KÖTÜ
Son iki sezondur Serkan Balcı'nın gölgesinde kalan, hakettiği halde forma şansı bulamayan Zeki Yavru henüz istenilen seviyede değil. Ama 61 numaralı formayı da giyince taraftarın en fazla hakaret ettiği futbolcu oldu bir anda. Henüz 21 yaşında olan genç futbolcu çok acımasız ve haksız eleştiriler alıyor. Alanzinho'da gölgesiyle savaşıyor. Son 2 sezondur takıma pek katkı yapamadı, kendisini toparlaması gerekiyor. Gustavo Colman belli ki gitmek istiyor fakat bunu farklı şekilde anlatmaya çalışıyor. Takımı 10 kişi bırakmayı bile göze alıyor bu mesajı vermek için. Birçoğumuz için çok şey ifade ediyor bu kara çocuk ama artık demir alma gelmiş zamandan. Giray Kaçar sakatlanana kadar iyi bir görüntü çizmedi, bireysel hatalarıyla sezona hazır olmadığını belli etti hocasına.

ÇİRKİN
Bir Türk takımının Avrupa Kupası maçı varken (o takım ki bu sezon Avrupa Kupalarında oynadığı 5 maçın 4'ünü kazanıp hiçbirinde mağlup olmamışken üstelik) Fatih Terim'le Futbol Federasyonu binasında sözleşme imzalamak neyin kafasıdır? Trabzonspor'un Şampiyonlar Liginde 2. Tur mücadelesi verdiği maçın olduğu saate İstanbul Derbisi koyan da sizlerdiniz. 1,5 yıldır penaltı çalınmayan, geçtiğimiz sezon hakemler tarafından hunharca doğranan da aynı takımdı. Biliyoruz, pes etmemizi istiyorsunuz ama bilin ki böyle yaparak bizi yalnızca isyana teşvik ediyorsunuz. Sizi, kirli oyunlarınızı, pis çarkınızı yerle bir edecek olan isyana. Merak etmeyin, çok uzak olmayan bir gelecekte küçük kıyameti yaşayacaksınız, Ağustos sonuna ne kaldı ki şunun şurasında?

Not: Mayıs sonundan beri New York'ta olduğumdan dolayı neredeyse koca bir mevsimi yazmadan geçirmişim. Fırsat buldukça naçizane bir şeyler karalamaya devam edeceğim, vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkürler dostlar.

23 Aralık 2012 Pazar

Gölge Oyunu

Süper Ligde oynadığı 17 maçtan yalnızca 24 puan alabilen bir Trabzonspor gerçeği var ortada. Yine bu maçlarda sadece 19 gol atan bir takım için güzel şeylerden bahsetmek malesef mümkün değil. Kazansa bile gol yeme hastalığından bir türlü kurtulamayan İstanbul takımı Galatasaray'a gol atma başarısını gösteremedik bu akşam. Oysa ki Galatasaray Ligde oynadığı 17 maçın 13'ünde kupada oynadığı 2 maçta da kalesinde gol görmüştü. Bu akşam çoğu zaman son paslardaki heyecan ve son vuruşlardaki beceriksizlikten kaynaklanan hatalarla sonuca ulaşamadık. Ama daha çok sistemsizlikten kaynaklanan bir Gölge Oyunu oynuyoruz. Hani sahaya çıkıp, çatır çatır oynayan bir takım, sistem ya da taktik anlayışımız yok malesef. Saha kenarında duran, taraftarın çok sevdiği teknik direktör Şenol Güneş de yarım forvet Paulo Henrique'yi çıkartıp, oyuna ön libero sokarak arzuladığı 1 puana kavuştu maç sonunda. Kafasında 'bugün mağlup olmayalım yeter.' düşüncesiyle sahaya çıkarmıştı oyuncularını Şenol Güneş.

Trabzonspor takımının 18 kişilik kadrosunda hiç santrafor olmaması sizleri şaşırttı mı? Halil Altıntop, Paulo Henrique ve Emre Güral 3'lüsü hayatında hiç santrafor olarak oynamamış. Yardımcı forvet ya da ofansif orta saha rolüne bürünmüş adamlar ancak servis edebilir fakat ortada servis edebilecek bir santrafor yok malesef.



İYİ
Maç öncesinde ve esnasında açılan pankartlar olayı öylesine güzel özetliyordu ki, üzerine eklenecek tek bir kelime yok. Taraftarımız maçın tamamında oyundan kopmadı, Şenol Güneş'in de dediği gibi sezonun en iyi taraftarı vardı bu akşam tribünde.

Futbolcularımızı değerlendirecek olursak, Adrian bizim adımıza sahanın en iyisiydi yine. Son dakikalarda kaçırdığı pozisyon gol olsa, tekrardan kahraman olacaktı, kısmet değilmiş. Orta sahada Zokora istekliydi, pas hatası yapmadı ve ofansa her çıkışında etkili oldu. Hücuma daha sık çıksa daha faydalı olacak gibi. Aykut Akgün, oyuna girdikten sonra çok çalıştı. İlk müdahalelerde başarılıydı, pozitif bir görüntü çizdi.

Celutska, Giray ikilisi her ne kadar Burak Yılmaz'ı 2 pozisyonda kaçırsa da maçın genelinde iyi performans sergiledi. Celutska'nın stoper oynatılması her ne kadar alışkın olduğu bir pozisyon olmasa bile stoper alternatifi açısından önemli ve Şenol Hocanın ısrar etmesi gerekiyor bu seçiminde.

KÖTÜ
Saha zemini. Uzun zamandır Hüseyin Avni Aker'in zemini içler acısı. Yenilenmesi gerekiyor fakat yenilenmesi için gerekecek bir zaman aralığı yok. Devre arasında iç sahada oynamamız gereken Ziraat Türkiye Kupası maçları varken sezon sonunu beklememiz gerekebilir.

Yunus Yıldırım ve yardımcıları bu akşamın kötüleri arasındaydı. İddia ediyorum Yıldırım, Türkiye Süper Liginde maç yöneten en garip hakem. Penaltı vermediğini, futbolla alakası olmayan insanlar bile biliyor eyvallah ama faul vermesi için de kemik sesi gelmesini bekliyor. Hele Sarı Kart, Allah muhafaza sakatlık gerektiriyor ki bu başka bir soru işareti. Üzerine tez yazılacak bir adam Yunus Yıldırım. Bugün her iki taraf aleyhine yanlışlara imza attı, ofsaytları es geçen yan hakemler de ona ayak uydurdu.

Sapara, maç boyunca sahada gezindi durdu. Ona dikkat edenler, sorumluluk almaktan özellikte kaçtığını görmüşlerdir. Futbolundaki düşüş belirgin şekilde devam ederken, kafa olarakta futbolla alakası kalmadığını son birkaç maçtır görmüş olduk.


Halil Altıntop ve Paulo Henrique, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Rakip savunmayı hazırlıksız yakaladığımız her pozisyonda yaptıkları tercihlerle hücumu baltaladılar. Çalım yapılmayacak yerde çalım deneyip, şut çekilmesi gereken yerde kanada doğru top sürdüler. Kısaca her pozisyonda en yanlış seçeneği işaretleyerek sınıfta kaldılar.

Şenol Güneş. Her hafta daha çok kopuyor futboldan. Bu akşam santraforsuz çıkmasını, oyun kurucu pozisyonundaki adamı sağ kanatta oynatmasını, rakip 2 santrafor + 2 ofansif orta sahayla oynarken orta sahayı beşleyerek defans yapmasını anlayamıyorum. Nereye kadar hocam? Daha ne kadar Anadolu Takımı gibi oynayacağız?

ÇİRKİN
Eski futbolcularımızın maç sonundaki açıklamaları. 'Umut Bulut: Trabzonspor'a 5 sene hizmet verdim. Trabzonspor taraftarına söylenecek olumlu, olumsuz çok şey var ancak bu şekilde ağırlanmamalıydık diye düşünüyorum. Bu konuda da fazla konuşmak istemiyorun açıkçası.'

'Burak Yılmaz: Ben de çok şey söyleyebilirim ama ben onlar gibi değilim. Küfür etmem, yüzüne söylerim söylemem gereken şey olursa. Gerek yok böyle şeylere, benim adamlığıma ters bunlar . Şenol hocaya teşekkür ediyorum. Sadece Şenol hoca benim için farklıdır, gerisinin önemi, değeri yok.
Tabii ki farklı duygular içerisindeydim. Arkadaşların yanına da gittim. Ben burda tabiri caizse şampiyonluk gördüm, gol kralı oldum. Kupalar kazandık. Sadri başkanın dediği gibi eşantiyon geldiğim yere 5 milyon lira kazandırdım. Demek ki onlarda vefa bu kadarmış.'


Biri 5 sene hizmet ettim diyor, diğeri 5 Milyon kazandırdım diyor. 5 kuruşluk değeriniz olur muydu Trabzonspor'un size kazandırdıkları, taraftarın o muazzam desteği olmasaydı? Trabzonspor'a amme hizmeti yapmak için mi gelmiştiniz? Günü gününe paranız yattı, standart Anadolu Takımı topçusuyken Avrupa vitrinine çıktınız. 

Bir notta Burak Yılmaz'ın adamlığına düşelim. Doğru insan, söyledikleri ile yaptıklarının birbirini tutmamasından utanç duyar. Ama doğru ya, senin o hisle uzaktan yakından alakan yoktu değil mi?


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur ***
Serkan Balcı **
Giray Kaçar **
Celutska **
Emerson **
Zokora ***
Adrian ***
Sapara *
Olcan Adın **
Halil Altıntop *
Paulo Henrique *

Sonradan Girenler
Dk. 46 Aykut Akgün **
Dk. 73 Alanzinho *
Dk. 90+3 Emre Güral ?

9 Aralık 2012 Pazar

Bahtı Kara

Zorlu Ankara deplasmanında alınan rahat galibiyet, bu akşam gelecek 3 puanla birleştiğinde güzel bir ivme yakalayacaktı Trabzonspor. Olmadı, çoğu zaman direkler bazen de Fenerbahçe tedrisatını iyi almış Ertuğrul izin vermedi galibiyet sayısına.

Maç şikecilerinden, transfer şikecilerinden, futbolu ve ülkeyi yönetenlerden çok çekmiş ve hala çeken takımımız bu sezon iyice ayyuka çıkan hakem hatalarından da çekiyor, bazen de futbol şansı yanında olmuyor, direkleri dövüyor. Hani o meşhur şarkıdaki gibi; Talihi yok, bahtı kara...

Kayserispor, potansiyelli genç oyunculardan oluşan, gelecek vaat eden ancak henüz sistemini oturtmamış, birkaç yetenekli ayağın becerisine bakan -ki onların en tehlikelisi bu akşam yoktu (Bobo)- bir takım. Bugün izlediğiniz Kayserispor takımından kimi Trabzonspor'da görmek isterdiniz desem, ne cevap verirdiniz?

Robert Prosinecki'nin Kayserispor'u Akhisar Bld. ile birlikte küme düşme hattının en güçlü adaylarından biri olur bu futbol anlayışıyla, dahası da olmaz. Hırvat futbolunun yetiştirdiği en büyük futbolculardan biri olan Prosinecki de futbolun sadece sert fauller yaparak rakibi yıldırmak olmadığını anlamalı artık, yoksa kendisinden çok daha iyi antrenörleri harcayan Kayserispor camiasında ömrü uzun olmaz. Bu mantalitesiyle Kayserispor'un son 5-6 yılda oturtmaya çalıştığı güzel futbol anlayışına ihanet ediyor zira.

İYİ
Futbolcularımızda gözle görülen kazanma azmi, hırs. Galibiyeti isteyen, tam olarak kendilerini sahaya yansıtamasalar da çabalayan, formalarını terleten futbolcu sayısının artması. Son 25 dakikayı saymazsak Adrian'ın futbolundan etkilendim diyebilirim. Başarılıydı, oyunu iyi okudu, güzel paslar attı ve haftalar geçtikçe artan özgüveni onun futbolunu geliştireceğinin ispatı gibi. Son dakikalarda sürekli bahsettiğimiz fiziksel yetersizlik, kondisyon eksikliği hastalığı ortaya çıkmasa galibiyeti getiren golün hazırlayıcısı olması işten bile değildi.



Serkan Balcı vasatın biraz üzerine çıktı, çok etkileyici değildi ama pek kullanmadığımız Emerson'un kanadına nazaran ofansif açıdan güzel işler yapmamıza katkı veriyor 2 haftadır. Alanzinho, neden çıkartıldığını hiç anlamasam da maçta kaldığı süre boyunca gayet iyi bir oyun çıkardı. Onun oyundan çıkmasının ardından ofansif zenginliğimin düştüğü dakikaların gelmesi daha açıklayıcı olacaktır. Olcan, yazımın sonuna doğru değineceğim aşırı tepki veren yapısı haricinde iyi gözüktü gözüme. İstekliydi, taşıdığı kanat toplarıyla etkileyici ataklar yapmamıza olanak tanıdı. Golü de takipçiliğinin eseriydi zaten. Paulo Henrique sezon başından beri en güzel maçını çıkardı. O da Şenol Güneş'in gazabına uğradı vatandaşı gibi, çıkarılması hataydı.

KÖTÜ
Şenol Güneş'in değişiklik tercihleri. Alanzinho ve Paulo Henrique'nin oyundan alınması, Halil'e 78 dakika tahammül etmesi onun son zamanlarda sıklıkla yaşadığı akıl tutulmalarından birine delaletti. Halil bizim adımıza sahanın en kötüsüydü, maç boyunca defanstan alıp, hücuma güzelce taşıdığı bir top haricinde olumlu bir hareketini göremedim. Neye istinaden, hangi becerisine güvenerek ona bu kadar kredi veriyor hocamız, cidden merak etmekteyim.

Zokora'nın maç boyunca sergilediği Geleneksel Batı Afrika danslarını andıran el hareketlerine bir anlam veremesem de kötü ve belki biraz da isteksiz futbolunun malesef açıklaması yok. Hayır totem yapacağına, biraz daha oyunda kalsa, önde basıp hızlı toplarla hücuma çıkmamızı sağlasa çok daha faydalı olurdu, üstelik Colman gibi bir silahın yokluğunda. Sonradan oyuna giren Yasin ve Emre istenen katkıyı sağlayamadı Vittek'in aksine.

Hüseyin Sabancı ve yancıları da sergiledikleri kötü yönetimle sonuca çanak tuttuklar. Aynı şekilde cereyan eden topu elle kesme hareketine iki farklı cezalandırma yöntemi seçersen, oyuncularımızı sakatlamaya yönelik net pozisyonları es geçersen, boru gibi ofsaytı görmezsen sana bu ligde kolay kolay maç vermezler diyeceğim ama günümüzdeki Merkez Hakem Kurulu ekstradan ikramiye bile verebilir.



Şenol Güneş'in maç sonundaki açıklamaları;

''Bu sezon Trabzonspor'un maçlarında kötü yönetim gösteren hakemler bir hafta sonra maç alıyor. Bunları Zekeriya Bey, Yüksel Bey'e iletiyorum. Tam tersine normal maç yönetenleri cezalandırıyorlar. Görüntü bu şekilde. İlker Meral, hemen bizden sonra bir başka büyük maça veriliyorsa, Halis Özkahya, Antalyaspor maçından sonra bir başka maça veriliyorsa, Kuddusi Müftüoğlu ne yaptı ki? Adam küfür etmiş. Maçı normal yönetmiş. Hafta içinde medya eleştirisiyle ceza almış. Hakemin ceza alması önemli değil, bu hakemlere etki eden psikolojik baskıdır. Bugün hakem kontrolü kaybetti. İlker Meral da kaybetti, Halis Özkahya da kaybetti. Ben hiçbir zaman haksız maç aldığımızı düşünmüyorum ama haksız maçlar verdiğimizi düşünüyorum. Kendi oyunumuzu eleştirmeyi çok düşündüğümüz için bunları çok konuşmuyoruz. Hakemin hata yaptığını ben değil çocuk da görüyor. Hakem kendi de biliyor. İkinci yarı lehimize verdiği karardan bile rahatsız oluyorum. Çünkü yanlış veriyor.''

Büyük takımlar, sadece rakibi değil hakemi de yenerler. O yüzden büyük takımdırlar zaten. Ligin en çok gol yiyen takımına 2 gol atamıyorsak, hakem hatalarından yakınamayız. Her ne kadar kelimesi kelimesine doğru bulsam da hakemlerden önce eleştirmemiz gereken bir sistem var Şenol Hocam.  Malesef büyük takım gibi oynamıyoruz, nedense 'burada işim bitti.' dermiş gibi bir tavrın var. Bitse de gitsek mantığıyla takım yönetilebilir ama bu takım Trabzonspor olamaz. Evet, Güney Kore'de futbolun filozofu ilan edildin, öğretmenliğinle sadece yönettiğin takıma değil Kore Futboluna da ders verdin fakat çokta rahat ettin be hocam. Rahatlık, hele ki alışkanlık yapmışsa çok tehlikeli bir intihar yöntemi olabilir. Biz senin Milli Takım'ın Dünya Kupası zaferinden sonraki koşuşunu, çocuklar gibi sevinmeni özledik, mazeretlerin (haklı ya da haksız) arkasına saklanan adamı değil.

ÇİRKİN
Her maçta karşımıza çıkan, futbolcularımızın birbirlerini azarlama, tabiri caizse posta koyma durumu. Tamam, takımın durumu bu haldeyken ekstra stres yükleniyor olabilirsiniz ama bu durumu takım arkadaşlarınızı azarlayarak değil performansınız katlayarak aşabilirsiniz ancak. Kendinize gelin beyler!

Bir sözüm de cefakar (!) Trabzonspor taraftarına. Yapmayın. Artık gelenekselleşen Halil'i yuhalama ritüelinden vazgeçin. Trabzonspor takımının kaptanı, performansı ne olursa olsun yuhalanarak oyundan çıkmaz. Kaldı ki günah keçisi ilan edeceksek Halil'e gelene kadar çok isim sayarız. Tribünler neden bomboş mesela, her hafta bir yenisi eklenen Şike Çetesi oyunlarına gereken tepkiyi koyuyor musunuz, Bundan 15 sene önce Cehennem olan Avni Aker artık rakip takımların kolaylıkla puan alabilecekleri bir Anadolu deplasmanı haline gelmişse bunun kabahati Wolverine sakallı Halil'de midir? Etmeyin Allahaşkına.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak **
Serkan Balcı **
Giray Kaçar **
Mustafa Yumlu **
Emerson **
Zokora *
Adrian ***
Alanzinho **
Olcan Adın **
Halil *
Paulo Henrique **

Sonradan Girenler
Dk. 57 Yasin Öztekin ?
Dk. 73 Vittek *
Dk. 79 Emre Güral ?

4 Aralık 2012 Salı

Ankara Çıkarması

Eskişehirspor maçında sezonun en kötü futbolunu sergileyen Bordo-Mavililer, hafta içi konuk ettiği Şanlıurfaspor'u iyi futbol oynamadan fakat güzel goller atarak 4-0'la geçmişti. İşte o skor bir kez daha tecelli etti ancak yanında güzel futbol da vardı bu kez. Maçın ilk dakikasından itibaren Ankara'ya galibiyet için geldiğini belli etmişti futbolcularımız. Belki muazzam organizasyonlarla rakip kaleye gidemiyorduk ama oyunu Gençlerbirliği sahasına yıkmış, sürekli hücumu zorlayan bir futbol anlayışına sahiptik. Emerson'un pozisyon alma becerisinin getirdiği ilk golden sonra evsahibi ekibin baskı kurmak için yüklendiği anlarda gördüğü kırmızı kart ipleri kopardı. Birkaç sezon Partizan forması giydikten sonra Blackburn Rovers'a transfer olan fakat İngiltere'de tutunamayıp Cavcav'ın radarına yakalanan, 1.93'lük ön libero Radosav Petrovic'in şamarı Mustafa Yumlu'nun yüzünde patlarken hakem Kuddusi Müftüoğlu duruma kayıtsız kalamayacaktı. 23 Yaşındaki Sırp futbolcunun Kırmızı Kart görmesiyle, henüz 18.dakikada sahada bir kişi eksik kalan üstelik skor olarak geride olan Ankara temsilcisi için yapacak çok bir şey yoktu aslında. Oyunun geri kalanında cılız ataklarla kalemizde gol arasalar da pek etkili olamadılar. Sezonun en farklı skorunu alan takımımız zirveye bir adım daha yaklaştı. Trabzonspor futbolcuları istekli oyunlarını haftaya oynanacak Kayserispor maçıyla sürdürebilirlerse bu galibiyetin 'Yalancı Bahar' niteliği taşımadığını söylebiliriz.

İYİ
Onur'un yükselen form grafiği. Her ne kadar kalesi abluka altında olmasa da gelen birkaç topu da o çok yakından aşina olduğumuz yüksek özgüveniyle rahatça çeldi, kalede güven verdi. Serkan Balcı, sezonun tartışmasız en iyi futbolunu oynadı. Beşiktaş altyapısından yetişen genç Mehmet Sedef'i zor durumda bıraktı maç boyunca. Bir ara niyeti bozup Messi'ye özendiyse de özlenen Serkan'ın çokta uzakta olmadığını bize gösterdi. Aynı şekilde Emerson, hem attığı goldeki becerisi hem de soğukkanlılığıyla günün en iyi isimlerinden biriydi. Buna rağmen maçın 2.devresinde rakibin topuğuna yaptığı hareket net penaltıydı fakat hakem görmedi. Giray ve Mustafa rakip forvetler Artun ve Zec karşısında bir hayli başarılıydı. Hatasız oynadılar.

Zokora'nın yokluğu varlığından çok şey anlattı bizlere. Onun olmadığı ortasaha rakip oyuncuların rahatça at koşturdukları bir oyun alanına benziyordu. Dün akşam geldi ve iyi oyunuyla galibiyete katkı verdi. Partneri Colman istekliydi, ilk müdahaleleri başarılıydı. Topla beraberken onu izlemek gerçekten keyif veriyor. Adrian yükselen formunu devam ettirdi, kondisyonunu 90 dakikaya yayabildiği zaman takımın vazgeçilmezi olacaktır. Olcan Adın dünün en iyileri arasındaydı. Trabzonspor'a ilk geldiği günlerdeki gibi arzuluydu ve attığı şık frikik golüyle de oyununu taçlandırdı.

KÖTÜ
Malesef attığı gol haricinde sahada pek görülmeyen Halil Altıntop. Goldeki soğukkanlılığı ne kadar iyiyse, gol haricinde sahada kaybolması, top kullanmaması o kadar kötüydü. Onu defansa gelip top alan, rakibe basan, iyi top saklayan haliyle kabullenmiştik biz. Ondan her sezon 20 gol ortalaması tutturmasını zaten beklemiyoruz ama kendi becerilerini sergilemesi için fazla vakti kalmadı zannımca. Paulo Henrique, ilk yarıya nazaran ikinci devre daha kötüydü, nitekim Şenol Güneş onun bu kopuk futbol anlayışına daha fazla dayanamayarak saha kenarına aldı. Devre arasına kadar mucizeler yaratmazsa takımdan gidecek ilk isimlerden biri olacağından şüphem yok. Alanzinho hamlesinin çok işe yarayacağını düşündüm fakat nam-ı diğer Oflu Ali futboldan uzak kalmanın sıkıntısını çekiyor belli ki. O takımı ateşleyen, çabucak kontraya çıkartan adamın aklı beş karış havada. Toparlanması gerekiyor.



ÇİRKİN
Lig TV. Tribünde yapılan 'Şike Yapanı Düşürün!' tezahüratına sesi kısarak karşılık veren çürümüş zihniyet. Rahmetli Kazım'ın 7 Başlı Canavar diye bahsettiği, kokuşmuş sistemin fedaisi Lig TV. Kazım'ın da dediği gibi yeri gelecek 7 başlı canavarı yenen kahramanı oynayacağız, o günler çok uzakta değil.

Tüm bunlarından dışında 'İyi'den de öte bir şey vardı dün 19 Mayıs tribünlerinde. Görmeye hasret kaldığımız taraftar desteği Ankara'daydı. 90 Dakika boyunca susmadılar, galibiyet sonrası Şenol Güneş'in özel teşekkürlerini de alarak evlerinin yolunu tuttular. Futbolcularımızı tribünlere çağırıp çektirdikleri üçlüler de cabası. Tek kelimeyle; Harikaydınız.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak ***
Serkan Balcı ***
Giray Kaçar ***
Mustafa Yumlu ***
Emerson ***
Zokora ***
Adrian ***
Colman **
Olcan Adın ***
Halil **
Paulo Henrique **

Sonradan Girenler
Dk. 46 Alanzinho *
Dk. 65 Yasin Öztekin **
Dk. 79 Emre Güral * 

26 Kasım 2012 Pazartesi

Karabasan!

Bazı anlar olur, ne söz söyleyecek isteğiniz vardır ne de dermanınız. Kal gelir hani, öyle tutulup kalırsınız. İşte bu akşam Trabzonspor futbolcuları bize bunu yaşattı. Daha Süper Ligin ilk devresi tamamlanmadan, tarihimiz boyunca kendi sahamızda hiç yenilmediğimiz Bursaspor ve Eskişehirspor'a mağlup olarak rekorları altüst etmeye devam ettiler. Sahada, taşıdığı formayı layıkıyla terletmeyen o kadar fazla futbolcumuz vardı ki, tek tek değerlendirme yapmak rahatlıkla boş işler kategorisine girebilir.

En az sahadaki futbolcular kadar tribündeki bir kısım kişiler de kabahatliydi bu akşam, şike dostu takıma alkış tutarak bir başka çirkinliğe imza attılar. Verilen onca emek, yapılan nice eyleme rağmen şikeci olduğu tescillenmiş bir takıma nasıl alkış tutulur? Sizin takıma olan bağlılığınız sadece tezahürattan ibaret mi, bu mudur sadakat? Akli melekelerinizi mi kaybettiniz beyler? Takımımızı en kötü gününde desteklemek için çıkmadık mı biz bu yola?

Belki en kötüsü değildi ama ona yakındı bu akşam yaşananlar. Maçın hakeminin tartışmalı kararları Trabzonspor'un berbata yakın futbolunun önüne geçmesin. Evet hakemler bu sezon çok kötü, hele Trabzonspor'a karşı ekstra kötü ama futbol oynamadan kazanılmıyor. Gerekirse hakemi de yenerek maç kazanır büyük takımlar. Gerçi sorun da burada, Trabzonspor bu sezon büyük takım gibi oynamıyor.

Aramızda Trabzonspor'un bu sezon şampiyon olacağına dair umudu olan arkadaşlar var ise vazgeçsinler bu hezayanlardan. Olmayacak duaya amin denmez. Bu sezon ilk 4'te yer almak bu takım için ciddi bir başarıdır. Sezon başından beri kopuk kopuk oynayan, değil standardı mantıklı bir saha dizilimi, formasyonu bile olmayan bir futbol takımından bahsediyoruz. Gelecek sezon için bir ya da iki futbolcu kazanabilirsek ne ala. Fazlasını beklemek bildiğin rüya.

Hafta arasında kardeş kulübümüz Şanlıurfaspor'u Hüseyin Avni Aker stadyumunda ağırlayacağız. Belli de olmaz aslında, ocağına ısırgan bitesice Tüpçü ve yancılarının yönettiği federasyon seyircisiz oynama cezası verebilir. Şartlar ne olursa olsun Sarı-Yeşil'li takıma rahatlıkla üstünlük kuracağımızı düşünüyorum. Fakat bu Karabasan'ın son bulması için Gençlerbirliği'ni alt etmemiz gerekecek. Bu oyun anlayışıyla zor ama imkansız değil.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak **
Serkan Balcı *
Giray Kaçar *
Sol Bamba *
Emerson ?
Soner *
Adrian *
Colman *
Olcan Adın *
Halil ?
Marc Janko *

Sonradan Girenler
Dk. 46 Emre Güral ?
Dk. 71 Yasin Öztekin ?
Dk. 76 Sapara ? 

20 Kasım 2012 Salı

45 Dakika Yetti!

Her ne kadar kağıt üzerinde kolay gözükse de zor kazanılan Akhisar Belediyespor maçının ardından Süper Lig'in en zorlu deplasmanlarından birine konuk oldu Trabzonspor. Evsahibi ekip 16 Aralık 2011 tarihinden beri sahasında kimseye mağlup olmuyordu. Yayıncı kuruluşun rating kaygısıyla uydurduğu Karadeniz Derbisi titri çok havada kaldı. Ordusporlu taraftarların 90 dakikalık tempolu küfürleri, Trabzonspor'un ağabeyliğini görmezden gelmek, uzatılan eli itmek anlamına geliyordu.

Maçın ilk devresinde sahada neredeyse hiç olmayan Bordo-Mavi'li futbolcularımız ikinci devreyle birlikte unuttukları kimliklerini yeniden buldular. Tek bir olgun atağı olmayan takımın yerine istekli, arzulayan, kazanma azmi olan bir takım gelmişti. Olcan eski günlerine dönüş sinyalleri verirken, takımını da zorlu deplasmanda zafere taşıyordu. Olcan'lı 45 dakika yetmişti.

İYİ
Onur'un her hafta yükselen formu dikkat çekiyor. Bazen düşünüyorum, Avrupa'dan önde gelen liglerindeki belli başlı takımlarda rahatlıkla oynayabilecek seviyede iki kaleciye sahibiz. Özellikle genç Onur'u önümüzdeki yıllarda kadromuzda tutmak zor olabilir. Sol Bamba her zamanki gibi yerinde müdahalelerle görevini iyi yaptı. Oyuncularımız özellikle defansta, konsantrasyonlarını yitirdiği anlarda sahne alarak takımı maçta tutan isim oldu.


Marc Janko, geçtiğimiz hafta kendisinden çok şey bekleyenlerin umutlarını yeşertmişti, bu hafta ise kendini gerçek anlamda gösterme şansı oldu. Attığı golle, direkten dönen vuruşuyla ofans hattımızın yıldızı olacağını ispat etti. İyi beslenebilirse çok faydalı olacaktır. İkinci devre oyuna giren, girdiği gibi maçın havasını değiştiren Olcan Adın eski günlerine dönüş sinyalleri verdi. Umarız bu formu gelecek haftalara da taşır ve zirve yürüyüşümüz devam eder.

KÖTÜ
Serkan Balcı, kendinde değil. Ne kafası ne de vücudu futbol oynamaya elverişli. Erkenden emekli olan futbolcular gibi, hevesini almış futboldan. Bu halde sadece ve sadece Zeki Yavru'nun istikbaliyle oynar. Sol bekte yer alan Emerson'un da ondan farkı yok, Trabzonspor'da oynaması cidden mucize. Marek Cech'in geçen sezonki performansı Sambacıdan çok daha iyiydi. Fakat Slovak futbolcuya hiçbir resmi maçta şans tanımadı Şenol Güneş. Bence Adrian gibi o da bir şansı hakediyor, özellikle Emerson bu kadar kötüyken.

Sapara, Colman ve Yasin aynı anda kötü oynamaları oyunun ilk yarısında kendi yarı sahamıza hapsolmamıza neden oldu. Colman sürekli pas hatası yapması, Sapara'nın sorumluluktan kaçan futbol anlayışı, Yasin'in yorgunluğu gözlerden kaçmadı. Colman düzelecektir, maç eksikliğini giderdikçe fakat Sapara'nın haftalar ilerledikçe düşen formu onu yedek kulübesine yaklaştırıyor.

 
ÇİRKİN
Orduspor taraftarı. Trabzonspor camiası genel olarak Orduspor'a sempatiyle bakar. Zira Süper Lig'de ne kadar çok Karadeniz takımı olursa o kadar mutlu olur Bordo-Mavi yürekler. Trabzonspor taraftarı, Karabük'ten Rize'ye kadar yaydığı bölge milliyetçiliği karşılık bulabilmiş değil son zamanlarda iyileşen Çaykur Rizespor ilişkileri hariç.

Bu akşam Orduspor taraftarı öyle ağır küfürler etti ki, herhangi bir İstanbul deplasmanında bu denli bir rezillikle karşılaşmamız pekte olası değil. Trabzonspor 'Efsane' kimliğini, 2.Liglerde onlarca yıl mücadele ederek kazanmadı. Müzemizdeki şampiyonlukların zekatları bile onları ihya eder. Kardeşlerimizi buradan uyaralım tekrardan, ağabey dediğin büyüklüğünü gösterir ama bir yere kadar. Lakin nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak ***
Serkan Balcı *
Giray Kaçar **
Sol Bamba ***
Emerson *
Soner **
Sapara *
Colman *
Yasin Öztekin *
Emre Güral **
Marc Janko ***

Sonradan Girenler
Dk. 46 Olcan Adın ****
Dk. 73 Halil *
Dk. 84 Aykut ? 

10 Kasım 2012 Cumartesi

Adrian Böyle İstedi

Bıçağın kemiğe dayandığı anlarda büyük takımlar bol gollü galibiyetler alarak üzerlerindeki ölü toprağını atarlar. Büyük takımları diğerlerinden ayıran farkta budur zaten. Maçın ilk 6 dakikasında 2 farklı öne geçen Trabzonspor, sonraki dakikalarda büyük takım olma sıfatına layık oyun oynamadı. Mütevazi kadrosuyla Süper Lig'de varolma savaşı veren Akhisar 2.golü yedikten sonra kendine geldi. Maçı izlemeyenler belki inanmayacaktır ama oyunun kontrolünü Manisa ekibine kaptırdığımız zamanlar bir hayli fazlaydı. İlk devre idare eden futbolcularımız ikinci devrenin henüz başında yediği golle afallamaya başladı. Golden sonra gelen Şenol Güneş müdahalesine rağmen Trabzonspor futbolcuları oyunu yarı sahasında kabullendi. Kendi sahasına kapanıp, kontra ataklarla gol aramaya başladı Bordo-Mavi'li futbolcularımız. Tam bu sırada günün adamı Adrian bir kez daha sahneye çıkıp Akhisar Belediyespor'un ipini çekiyordu. Böyle istemişti Polonya Milli takımının değişmez ismi.

İYİ
Sezon başından beri hiç şans bulamamasına rağmen geçen hafta formayı giyerek takımı öne geçiren, Akhisar karşısında da takımına maçı kazandıran isim; Adrian Mierjezewski. Geçtiğimiz sezon oynadığı yaklaşık 50 maçta hemen hemen hiçbir Trabzonspor taraftarını tatmin edememişti. Fakat onun içinde bariz bir yetenek olduğu, bunun bir türlü kullanılamadığı da sıklıkla dile getiriliyordu. İki haftadır tanık olduğumuz Polonyalıda işin yetenek kısmı kendini belli ediyor. Devamı da gelir umarım.

Geçen hafta özlediği formaya kavuşan bir diğer isim olan Giray, gecenin iyileri arasındaydı. Şüphesiz ki Bamba'yla çok daha iyili bir ikili oluyorlar. Hırsı ve azmiyle Trabzonspor'un değişilmez stoperlerinden biri olduğunu bir kez daha ispat etti.


Tıpkı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Bandırma vapuruyla Samsun'a çıkışını bekler gibi bekledik Gustavo Colman'ı. Taraftar sabırsızdı, sakatlığı geçmek bilmiyordu ama yine de bekledik. Maçın yıldızı olmasa da sahanın en iyileri arasındaydı Tangocu. Haftalar ilerledikçe daha iyi olacaktır. Trabzonspor adına maçın en iyi 3 isminin 2 hafta öncesine kadar kadroda olmayışından şunu çıkartabiliriz pekala; Sezon başından beri oynayanlar heyecanını kaybetmişken, forma şansı bulamayanlar ilk profesyonel maçına çıkarmışcasına heyecanlıydı. Sanırım kaybettiğimiz puanların açıklamasını da içeriyor bu naçizane tespit.

KÖTÜ
Bundan 2 sezon öncesine kadar Trabzonspor'un en çok koşan, en azimli oyuncusu kimdir diye sorsalar, çoğu taraftar hiç tereddüt etmeden Serkan Balcı derdi. Geldiğimiz noktada dağlar kadar fark var. Genç Zeki Yavru'ya göre ciddi kondisyon eksiliği yaşıyor. Şu anki haliyle, ne sürati, ne azmi ne de yaptığı bindirmeler bakımından Zeki'den iyi değil malesef.

Zokora, son 3 maçtır yokları oynuyor. Sadece gol sevinçlerinde görebiliyorum kendisini. Ara ara yaptığı ofansif bindirmeleri geçtim, rakip atağa çıktığında önde basma huyunu da unutmuş gibi. Sertliğinden, presinden eser yok. Volkan ve Olcan gibi kadrodışı kalması an meselesi.

Sahada yokları oynayan bir başka isim ise sezona çok iyi başlayan ama haftalar ilerledikçe düşen Slovak yıldız Sapara. Oyunda kaldığı süre boyunca yürüdü, durdu. Daha efektif, daha canlı olması gerekiyor.

Halil Altıntop, kısa süre şans verilmesine rağmen iyi bir intiba bırakan Emre Güral'ı yedek kulübesine mahkum etmeye niyetli anlaşılan. Kötü oynasa da o bölgede Şenol Güneş'in bir numaralı tercihi olmaya devam ediyor. Şenol Güneş'in gereksiz Halil ısrarı ise taraftarın Halil'e olan tepkisinin iyiden iyiye sertleşmesinden başka bir işe yaramıyor. Bugünkü yuhlamaların kabahatlisi malesef Şenol Güneş'tir.


ÇİRKİN
Süleyman Abay ve hakem triosu. Maçın genelinde, skora etki edebilecek yalnızca bir pozisyon vardı onda da Trabzonspor aleyhinde bir kararla Akhisar'a golü attırdılar. Golü yediğimiz pozisyonda Bruno'ya gelen top direkt elden geliyor ve kafasıyla veremediği topu eliyle öyle güzel indiriyor ki takım arkadaşı, golü atmak çocuk oyuncağından farksız oluyor Brezilyalı için. Bir de ilginç bir huyu var Türk hakemlerinin, skorda üstünlüğü yakalayan takımlar için sarı kartlar çok kolay çıkıyor nedense. Bunu alışkanlık haline getirdiler ama kimsenin uyardığı yok.

Maç içerisinde, adrenalin dozunun yükseliğinden olsa gerek bazı tartışmalar yaşandı futbolcularımız arasında. Mustafa Yumlu, 55.dakikada defansa yardım etmediği gerekçesiyle Adrian'la atışırken, Emre Güral, boş pozisyondayken göndermediği Adrian kendisine sitem ettiği için takım arkadaşına sus işareti yapıyordu. Bunlar Trabzonspor futbolcusuna yakışmaz, kendinize gelin beyler. Ömer Aysan Barış vakası çok yeni, unutulmasın.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak **
Serkan Balcı *
Giray Kaçar ***
Mustafa Yumlu **
Emerson **
Zokora *
Sapara *
Colman ***
Adrian ****
Halil Altıntop *
Marc Janko **

Sonradan Girenler
Dk. 56 Yasin Öztekin *
Dk. 76 Emre Güral *
Dk. 85 Zeki Yavru * 

5 Kasım 2012 Pazartesi

Bordo Mavi Harakiri

Antalya Akdeniz Üniversitesi Stadyumunda, beklentilerden farklı bir kadroyla sahaya çıktı Şenol Güneş. Sezon başından beri forma şansı bulamayan Adrian, uzun zamandır ilk 11'e giremeyen Celutska ve beklentilerin altında kalan Janko, zorlu deplasmanda galibiyet arayan ekibimizde sahaya çıkan futbolcular arasındaydı. Maça da iyi başladı Bordo-Mavi'li futbolcularımız, Janko'nun müthiş dönüşü ve sert şutu sonrasında dönen topu tamamlayan Adrian resmi maçlardaki ilk golü atıyordu Trabzonspor adına. Ne olduysa golden sonra oldu, şampiyonluğa oynayan rakibi karşısında süpriz bir golle öne geçen Anadolu takımı gibi oynayama başladık. Geri çekildik, çekildikçe Zokora'nın formsuzluğu önce çıktı, mevkisi olmamasına rağmen ön libero gibi oynayan Soner sırıtmaya başladı. Sol kanadımızda önde oynayan (?) Olcan, hem ofansif hem de defansif olarak takımın en kötüsüydü. Onun etkisizliği Emerson'a da sirayet etti ve nihayetinde sol kanadımız çöktü.

İlk devre ortada olan oyun kontrolü, ikinci devre iyice oyundan düşmemizin ardından rakibe geçti. Sezon başından beri hissedilen, haftalar ilerledikçe iyice artan kondisyon eksikliğimiz bu maçta da kendini gösterdi. Son 10 dakika evsahibi Antalyaspor'a öylesine boş alanlar verdik ki rakip dilediğince at koşturdu ceza sahamızın önünde ve sağ kanadımızda. Hakem Halis Özkahya'nın da muazzam katkılarıyla Antalyaspor 2 şok golle -kendilerinin bile inanamadıkları 2 golle- maçı kazandı.


İYİ
Uzun süren sakatlığının ardından sahalara bomba gibi dönen Giray Kaçar. Her zamanki hırsı, arzusuyla mücadele etti. Defans hattında Bamba'yla iyi bir ikili olacağının sinyallerini verdi. Taraftar onun formanın hakkını vererek oynadığını biliyor ve büyük saygı duyuyor. O böyle istekli oynadıktan sonra gerisi gelecektir.

Adrian açısından önemli bir milattı bugün. Resmi maçlardaki ilk golünü, fırsatçılığını göstererek Antalyaspor ağlarına gönderdi. Kopuk oynasa da istekli görüntüsüyle gelecek haftalar için umut verdi. Yasin, maçın son 20 dakikalık periyoduna kadar gayet başarılıydı. Hızı, rakip eksiltme özelliği ve tekniğiyle dikkat çekti fakat son tercihleri hep sıkıntılıydı. Daha iyi olabilirdi. Marc Janko'da Trabzonspor'a geldiği günden beri en istekli futbolunu oynadı. Özellikle indirdiği toplar, topla beraber dönüşleri çok iyiydi. O indirdiği topları değerlendirebilecek bir forvet olsaydı yanında şu an bunları konuşuyor olmazdık.


KÖTÜ
Kalede Onur, kurtarılması çok zor iki gol yedi. Maç konsantrasyonu iyi değildi. Maç boyunca defans oyuncularımızın kendisine gönderdikleri geri pasları ve degajları iyi kullanamadı. Emerson'un artık kızağa çekilmesi gerekiyor. Gün geçtikçe kötüye gidiyor, her hafta sermayeden tüketiyor. Artık tahammül sınırlarını aştı. Marek Cech'te tıpkı Adrian gibi bir şansı hakediyor bence.

Ortada Zokora verimsiz, isteksiz ve eski hırsından yoksundu. Colman gibi bir partneri olmayışının etkisi olabilir ama kendisine çekidüzen vermesinin vakti geldi de geçiyor bile. Soner'in daha ileride, pasör özelliğini daha faydalı kullanabileceği bir yerde oynaması gerekiyor. Genç oyuncudan ön libero çıkarmaya çalışıyoruz, çıkmaz. Mümkünatı yok.

Olcan Adın gerçeğini gözardı edemeyiz bu noktada. Bugün forma giyen futbolcular arasında açık ara en kötüsüydü. Sanki sahada değil de saha kenarına koltuğu çekmiş, maçı seyreder gibiydi. Nazar mı oldun, göze mi geldin be adam? Nedir sendeki bu isteksizlik? Hangi akla hizmet, 2 Metrelik santrafora yarım metrelik orta kesiyorsun?

Ya sen Şenol Hocam, ikinci devrenin ilk dakikasından itibaren yokları oynayan senin takımın değil miydi? Oyuna müdahale etmek için neden 72.Dakikaya kadar bekledin? Sen de mi skor antrenörü oldun yoksa?



ÇİRKİN
Mehmet Demirkol güzel bir laf etti bu akşam. 'Büyük takım oyuncusu şikayet etmez!' dedi. Şikayet edemeyiz, o şanlı forma şikayet etmek için değil, çıkıp çatır çatır oynamak için var. Evet, Halis Özkahya bizi bugün doğradı. Rakibin attığı iki gol şaibeli, vermediği fauller canımızı yaktı. Ama büyük takım, büyük takım futbolcusu ve antrenörü bahanelerin arkasında saklanamaz.

"Hem şanssız hem de haksız goller yediğimizi düşünüyorum. Yediğimiz iki golde de pozisyon öncesinde fauller vardı. Bu tarz hatalar hep bize denk gelmeye başladı. Golden önce pozisyonda Bamba'ya hakem kart göstermişti. Daha sonra Bamba pozisyonunu almadan oyun hemen başladı. Diğer golde ise Serkan'a yapılan bir faul vardı ve bu verilmedi."

Evet, söyledikleri kelimesi kelimesine doğru ama ya senin futbolcuların Şenol Hocam? Şenol Güneş vizyonunda bir futbol adamı hakemin hatalarından önce kendi takımının isteksizliğine, kötü futboluna vurgu yapmalıydı. Suçu tek başına, artniyetli olduğunu düşündüğümüz şekeroğlan Halis'e yüklememeliydi. Çünkü sağlık ekibinin, futbolcularımızın kondisyon eksikliğini bir türlü gideremeyen teknik ekibin, yerinde transferler yapamayan transfer komitesinin ve zamanında, doğru tercihler yapamayan Şenol Güneş'in ve futbolcuların kabahati 3.tekil şahıslarınkinden çok daha fazla. Bu rezillik daha ileriye gitmeden, kadrodışı bırakılacak isimler belirlenmeli, futbolcuların kulağı çekilip, motivasyonları artılırmalıdır. Yoksa bugünleri mumla ararız, kendimize daha çok harakiri yaparız.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak **
Celutska **
Giray Kaçar ***
Sol Bamba **
Emerson *
Zokora *
Soner *
Yasin Öztekin **
Olcan Adın  ?
Adrian **
Marc Janko **

Sonradan Girenler
Dk. 73 Serkan Balcı ?
Dk. 73 Volkan Şen ?
Dk. 82 Alanzinho ? 

28 Ekim 2012 Pazar

Tarihi Tersten Yazıyoruz!

2010 Şampiyonu Bursaspor'un, 2011 Şampiyonu olan Trabzonspor'a konuk olduğu maç denk güçlerin mücadelesi şeklinde geçti. Maçın hakkı beraberlikti fakat Emerson'un yaptığı bir zamanlama hatası ve ardından topu takip etmemesi sonucunda, usta ayak Batalla'nın vuruşuyla meşin yuvarlak ağlarımızla buluştu. 80 Dakika kuramadığımız baskıyı son 10 dakika ancak hissettirebildik rakibimize. Marc Janko'nun yarım volesi, Emre Güral'ın direkten dönün topu ve nizami olmasına rağmen hakem İlker Meral tarafından sayılmayan Yasin'in golü son dakikalarda kurduğumuz baskının meyveleriydi.

Şenol Güneş, takımın mantalitesini geçtiğimiz yılların aksine üretim yapamayan, tamamen kişisel becerilere endeksli bir hale getirdi. Bol paslı sistemden de uzaklaştık üstelik. Aramızda sezon başından beri takımımızın çok değil 5 dakika pres yaptığını gören oldu mu? Ya da topu kanatlardaki Yasin, Olcan ve oynadığı zamanlarda Volkan'a indirmek haricinde hücum varyasyonu geliştirdiğini gören? Süper Lig'in en uzun takımlarından biri olmamıza rağmen duran toplardaki etkisizliğimiz de cabası.


Bu takım çift santrafor oynayacaksa, mevcut kadro yapısında buna en uygun iki isim Janko & Emre ikilisidir. Zira Halil Altıntop, bal yapamayan arı gibi, rakip yarı sahada gereksiz yerlere boş koşular yapıp duruyor. Topu ayağında saklama huyundan da feragat etmiş gibi, kaldı ki takımımızın en çok top kaybı yapan ismi. Paulo Henrique, top henüz ayağına gelmeden öndeki adamı nasıl geçerim'i kuruyor kafasında. Takım oyunundan bihaber. Robert Vittek, cam adam gibi her an sakatlanabilir. Boyunu ve güçlü fiziğini kullanamıyor, son vuruşlarda etkisiz. Emre Güral, hazırlık maçlarından sonra ilk kez forma şansı buldu. Tam bir futbolcu fiziği var, top ayağına yakışıyor. Özgüveni yüksek ve kendini ispatlama arzusunda. Ligde bundan sonra oynayacağımız maçlarda mutlaka şans bulacaktır. Marc Janko konusunda hemen hemen tüm taraftarlarımı gibi ben de endişeler taşıyorum. Fakat şunu unutmamalıyız eşeltirirken, Janko son anda elimizden kaçan Dame N'Doye gibi golü yoktan var eden bir santrafor değil. Top ayağındayken müthiş beceriler sergileyip rakip eksiltebilecek ya da sezgisel olarak nerede durması gerektiğini bilen tipte bir futbolcu da değil. Janko, her iki kanattan yüksek toplarla beslenirse faydalı olabilecek bir santrafor. Bu yüksek topları hem rakip kaleye gönderip tehlike yaratabilir hem de arkadaşlarına indirip pozisyon bulmalarını sağlayabilir. Bu noktada Şenol Güneş'ten bir ricam var, Halil'e gösterdiği sabrın çeyreğini Janko'ya göstermesi.

Yasin Öztekin bölüm bölüm etkili oldu fakat yeteri kadar beslenmediği için maçın seyrini değiştiremedi. Gerçi uzatmaların son dakikasında yaptığı şık vuruş nizami bir goldü, verilebilirdi şayet İlker Meral'in gözüne perde inmemiş olsaydı. Olcan Adın'a ne olduğunu hiç ama hiç bilmiyorum. Transfer olduğu ilk sezondaki müthiş performansı geçtim kendi ortalamasını bile yakalayamıyor. Sol kanadı sezonun başından beri verimli kullanamıyoruz. Frikik golünü attıktan sonra taraftarlara sus işareti yapacağına, kendi performasını, kondisyonu düzeltmesi daha evla olacaktır. Sapara tıpkı önünde oynadığı Zokora gibi maçın kötüleri arasındaydı. 82 Dakika sahada kalmasına şaşırdım açıkçası. Zokora o kadar isteksiz ve verimsizdi ki, Şenol Güneş'in bir ara onun yerine kurtarıcı (!) Barış Özbek'i sahaya süreceğini düşündüm.



Emerson ters kademeye girip topu kestiği pozisyon haricinde varlık gösteremedi. Bizim sol bek sorunumuz kronik hale gelmiş anlaşılan. Son 10 sezonda sayısız futbolcuyu denedik orada ama en faydalı olan Lee Eul Young'tu o bölgede, bir de ilk geldiği sezonki haliyle Cale. Emerson bu haliyle bize ilaç olamaz. Zeki Yavru'yu ilk devre başarılı buldum. İkinci devre takımın genel ruhsuzluğuna ortak oldu. Uzun toplarda başarılıydı. Şenol Güneş'in ondan vazgeçmemesi tek temennim. Sol Bamba ve Mustafa Yumlu vasat oynadılar. Golde hataları yoktu fakat yakaladığımız sayısız duran top fırsatından da yararlanamadılar. Kalecimiz Onur'un, yediğimiz gol sonrası sarf ettiği sözler Trabzonspor taraftarının o anlarda hissettiklerini birebir yansıtıyordu aslında. Beklentileri de birebir karşılayan tek futbolcumuz olan Onur bu maçta da formasının hakkını vererek oynadı.

Sonuç olarak, Bursaspor'a tarihimiz boyunca hiç yenilmediğimiz Avni Aker'de yas vardı bu akşam. Hem tribünleri dolduran binlerce seyirci hem de ekran başında destek veren milyonlarca taraftar en azından bu geleneğin sürmesini diledi. Son saniyede Yasin'in enfes vuruşuyla filelerle buluşan golü geçerli saymış olsaydı İlker Meral, şu an hak etmediğimiz halde 1 puana seviniyor olabilirdik. Olmadı, olmayınca olmuyor zaten. Süper Lig'de oynadığı 9 maçta rakip fileleri 7 kez havalandırabilen bir takımdan bahsediyoruz. Beklentileri yüksek tutmayalım, bu sezon ilk 3 pek gerçekçi bir hedef olmayacaktır bizim için. Birçok taraftarın, yeni şampiyonluklar için dua ederek başladığı 2012-2013 sezonunda tarihi tersten yazmaya devam ediyoruz...


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak **
Mustafa Yumlu **
Zeki Yavru **
Sol Bamba **
Emerson *
Zokora *
Sapara *
Yasin Öztekin **
Olcan Adın  *
Halil Altıntop *
Marc Janko *

Sonradan Girenler
Dk. 60 Alanzinho *
Dk. 69 Emre Güral **
Dk. 81 Soner ? 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Kısır Döngü

Zirvenin en büyük iki adayının puan kaybettiği haftada, kazanılacak 3 puan ilaç gibi gelecekti Trabzonspor'a lakin ne 3 puanı kazanacak futbol oynadı Bordo-Mavi'liler ne de 3 puanı aldıracak hamleler yapabildi kenar yönetimi. Sezon başından beri gol yollarında bir türlü etkili olamayan, rakibi boğamayan görüntüsüyle, futbolcular değişse bile değişmeyen mantalitesiyle, oyuna müdahalelerde geç ve yanlış kararlar alan Şenol Güneş'le birlikte yaşadığı Kısır Döngü'den bir türlü çıkamadı takımımız.

İnönü deplasmanı Süper Lig'deki her takım için tehlikelidir, atmosferi oluşturan taraftar grubu havasındaysa eğer dar eder konuk ekibe sahayı Siyah-Beyaz'lılar. Bu akşam Trabzonspor sahaya çıkarken, tribünler tıklım tıklımdı fakat Çarşı grubu Beşiktaş yönetiminin sezon hedefine benzer bir beklentiyle maçı izliyordu, ikinci devrenin sonuna kadar da devreye giremediler zaten.

Samet Aybaba, her ne kadar Almeida'yı yanlış bölgede oynatsa da oyuna çift santraforla çıkarken, Şenol Güneş, Dünya Futboluna defansif forvet deyimini kazandıran Halil'le gol arıyordu. İstanbul temsilcisi maestrosu Fernandes'in yanına genç ve gelecek vaat eden Oğuzhan Özyakup'u monte etmiş, Portekizli'nin omuzlarındaki yükü hafifletmişti. Hem adam eksiltme yeneteği hem de kaliteli bir ayağı olan genç gurbetçi bulduğu boş alanlarda gayet etkili oldu.

Onur maçın yıldızıydı. Tüm maç boyunca 2 kez hata yaptı. Birinde kısa düşen vuruşu rakip oyuncularda kaldı diğerinde ise Fernandes'in karşısına tek kişilik baraj kurdurarak, golü yememize neden oldu. Kurtardıkları ise muazzamdı, 3 tane net pozisyonda rakip oyunculara geçit vermedi. Daha iyi olabilir, özellikle önünde Mustafa yerine Giray oynadığında.

Sağ bek Zeki Yavru, Şenol Güneş'in bu sezonki yegane kazanımı. Serkan Balcı gibi tecrübeli bir futbolcuyu kesip, gencecik Zeki'de ısrar etmek önemli bir cesaret örneğidir. Bugün özellikle ilk devre, sağ kanatta yaptığı bindirmelerle etkili oldu. İkinci devre takımın genel durgunluğuna ortak oldu ve oyundan düştü.

Emerson defansif olarak yerinde müdahalelerde bulundu ki bu onun oyun karakterinde var olan vasıflarından, fakat ofansif anlamda Olcan'a destek veremedi. Cale gibi oyunu tek yönlü oynuyor, zaten ofansif anlamda yaratıcı olamayan takımımıza katkı verememesi pozisyon bulmamızı zorlaştırıyor.



Mustafa Yumlu, Halil'den sonra en kötü isimdi sahadaki futbolcularımız arasında. Pozisyon alma becerisinden yoksun, top ayağına her geldiğinde ileriye doğru dikmek haricinde bir şey düşünmeyen bir stoperden bahsediyoruz. Süper Lig için bile yeterliliği tartışılabilecekken, Trabzonspor'da ilk 11 başlaması doğru değil. Bamba maça kötü başlamasına rağmen ikinci devre toparladı. Daha iyi maçlarını görmüştük.

Zokora hem defansif yönüyle göze çarptı hem de aldığı toplarla yaptığı bindirmelerle. Muazzam bir hızı var, bu hızı kullandığında özellikle Colman'ın eksikliğinde ilaç gibi geliyor Trabzonspor hücum hattına. Sapara hem attığı goldeki son vuruş kalitesi, hem teknik becerisi hem de özgüveniyle gittikçe büyütüyor futbolunu. Her hafta üzerine koyuyor, daha da iyi olacaktır.

Soner maçın durgun isimlerinden biriydi. Daha çok risk alıp, daha efektif oynamasını bekliyorduk fakat beklentilerimizin altında kaldı. Yasin, Olcan'a nazaran daha istekliydi ama oyunu açacak hamlelerden uzaktı. Volkan, Olcan ve Yasin gibi ligin üzerindeki kanat adamlarına sahip olmamıza rağmen onlardan verim alamıyoruz.

Halil Altıntop'u 85 dakika sahada tutmak akla, mantığa ihanettir. Sahada kaldığı süre boyunca olumlu tek bir hareketi olmayan gurbetçi futbolcunun torpili nereden geliyor bilmiyorum ama onun kötü futbolunun bedelini takımımız ödüyor. Marc Janko varken onda ısrar edilmesini aklım almıyor.



Oyuna sonradan giren isimler arasında Volkan Şen'i biraz diğerlerinden ayırabiliriz. Zira Barış Özbek benim futbol izleme zevkimi köreltmekten öteye geçemiyor. Aldığı yıllık ücret, önünü kestiği Aykut Akgün gibi genç bir ismi köreltmesi şöyle dursun, aklıma hangi futbol adamı böyle bir futbolcuyu takımında görmek ister sorusunu getirmekten alıkoyamıyorum. Şenol Güneş, son maçlarda neden oyunun seyrini değiştirmesi için Barış'a şans veriyor? Ve neden son iki maçta Volkan'a 15, Janko'ya 5 dakika süre veriyor? Aynı görevi pekala Trabzon'un öz evladı Aykut yapamaz mıydı? Aynı hırsla, canla başla mücadele edebilirdi. Janko'nun ya da Emre Güral'ın Halil'den ne eksiği var? Sorulması gereken tonla soru varken cevaplar pek bir yetersiz kalıyor sanki. Cevapları vermesi gereken adamlar gibi...


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak ****
Mustafa Yumlu *
Zeki Yavru **
Sol Bamba **
Emerson **
Zokora ***
Sapara ***
Soner Aydoğdu **
Yasin Öztekin **
Olcan Adın  *
Halil Altıntop *

Sonradan Girenler
Dk. 61 Barış Özbek ?
Dk. 74 Volkan Şen *
Dk. 85 Janko ? 

6 Ekim 2012 Cumartesi

'Adın' Yeter!

Futbolda bazı maçlar vardır, büyük takımların formaları bile tek başına galip gelebilir. Kasımpaşa Trabzonspor'un zaaflarını değerlendirmek yerine adından korkarak geri çekilmeyi yeğledi. Hakedilmiş bir mağlubiyet alarak, sahadan boynu büyük ayrıldı.

Yalnızca 1 hafta önce oynanan Fenerbahçe mücadelesinde maçı domine eden, sürekli hücumu düşünen takım gitmiş, yerine dengeli oynamaya çalışan ve oyunu kendi sahasında kabul eden bir takım gelmişti. Bu sezon geçmiş sezonların aksine Süper Ligin en iyi defansif takımı olan Trabzonspor karşısında bu mantalite pek işe yaramadı. Az ama öz atan Bordo-Mavi'liler, jeneriklik bir Olcan 'Adın' golüyle kazanmayı bildi. Tepkilerden bıkmış olduğu her halinden belli olan Olcan, arkadaşlarının gol sevincine ortak olmak yerine tribüne mesaj göndermek derdindeydi.

Geçtiğimiz sezon PTT 1.Lig'de mücadele eden Kasımpaşa, yeni sezona flaş transferlerle girdi, Avrupa'nın önde gelen liglerinin tanınmış oyuncularını kadrosuna kattı. Metin Diyadin'in kısmetsizliğinden olsa gerek -yeniden- gayri ahlaki bir şekilde gönderilmesinin ardından yeni teknik direktör arayışlarına devam ediyor Lacivert-Beyaz'lı İstanbul ekibi. Takım bana göre oldukça iyi giderken bu teknik direktör değişikliğini saçma bulsam da Trabzonspor'un bu geçiş sürecinde Kasımpaşa'yı ağırlamış olması bana göre önemli bir avantajdı.

Trabzonspor 2 maçlık beraberlik serisine son vermek için çıktı Avni Aker'in çimlerine. Stadyum, 4 maçlık cezanın ardından şölen yerine döner diye düşünüyordum ama tribündeki büyük boşluklar dikkatlerden kaçmadı. Taraftarımızın renklere değil de başarıya endeksli bir destek anlayışı var son dönemlerde. Bunu nasıl atlatırız, bilemiyorum.



Onur, Bamba, Sapara ve Yasin maça ağırlıklarını koyup, 3 puanla sahadan ayrılmamıza önayak oldular. Özellikle defans hattımıza gelen her topa müdahale etmeyi kendine görev belleyen Fildişi Sahilli kule stoper Bamba, yıldızını her hafta daha çok parlatıyor. O böyle oynamaya devam ettiği sürece, partneri olacak stoperin Mustafa Yumlu, Celutska ya da Giray Kaçar olması bir şey ifade etmeyecek zira onun yanında hepsi sönük kalacak.

Sapara ve Yasin geçen haftanın aksine hücum atraksiyonlarında hep yer aldılar. Sapara'nın ölümcül pasları, Süper Lig'de Selçuk ve Fernandes hariç pek kimsenin ayağından çıkacak türden paslar değil. Onun vereceği katkı, arkasında Colman oynadığında daha da artacaktır. Yasin ise en iyi maçlarından birini çıkardı. Gücü yeterli olmasa da hırsı, becerisi onu oyunda tutuyor.

Takımın geri kalanı, Halil dışında kendi vasatına yakın oynadı. Halil, gol kaçırma rekorunu geliştirdiği maçta, tek başına farkın çok daha erken açılmasına mani oldu. Şenol Güneş ise yaptığı değişikliklerle oyuna etki edemedi. Hem tercihler hem de yapıldığı dakikalar yanlıştı.


Gün içerisinde açıklanan A Milli Takım aday kadrosunda Onur Recep Kıvrak'a yer vermeyen Abdullah Avcı'nın Trabzon'a olan derin düşmanlığına ise artık tahammül edemiyorum. Bir takım düşünün, 7 maçta 3 gol yesin ve siz o takımın kalecisi dururken Fenerbahçe'nin yedek kalecisi Mert Günok'u ve Beşiktaş'ın patlamaya hazır bombadan farkı olmayan file bekçisi Cenk Gönen'i kadroya alın. Pes doğrusu!

Hafta içi 3 Temmuz sürecinin baş kahramanlarından 3'ünün sahne şovuna tanık olduk. Hayatları boyunca pozitif olan tek şey kan grupları olan bu güruh, insanların gözleri önünde kamuoyuyla dalga geçiyor, medya ise buna alet oluyor. Aynı medya Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'i, 'kupasını isteyen' adam rolünde yerdikçe yeriyor. Biz Trabzonsporlular da başkanımızı karşımıza alıp, bu bizans oyunlarına alet oluyoruz. En azından süreç sona erene kadar başkanımız Sadri Şener'i gölgesi gibi takip etmeli, desteğimizi esirgememeliyiz. Üstadın da dediği gibi; Kelimeler taş, ağızlar sapan olduğunda, sakin olmak şarttı. *



Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur Recep Kıvrak ***
Mustafa Yumlu **
Zeki Yavru **
Sol Bamba ***
Emerson **
Zokora **
Sapara ***
Alanzinho **
Yasin Öztekin ***
Olcan Adın  **
Halil Altıntop *

Sonradan Girenler
Dk. 58 Barış Özbek ?
Dk. 74 Volkan Şen ?
Dk. 86 Janko ? 

* Hakan Günday, Malafa