Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2012 Pazar

Gölge Oyunu

Süper Ligde oynadığı 17 maçtan yalnızca 24 puan alabilen bir Trabzonspor gerçeği var ortada. Yine bu maçlarda sadece 19 gol atan bir takım için güzel şeylerden bahsetmek malesef mümkün değil. Kazansa bile gol yeme hastalığından bir türlü kurtulamayan İstanbul takımı Galatasaray'a gol atma başarısını gösteremedik bu akşam. Oysa ki Galatasaray Ligde oynadığı 17 maçın 13'ünde kupada oynadığı 2 maçta da kalesinde gol görmüştü. Bu akşam çoğu zaman son paslardaki heyecan ve son vuruşlardaki beceriksizlikten kaynaklanan hatalarla sonuca ulaşamadık. Ama daha çok sistemsizlikten kaynaklanan bir Gölge Oyunu oynuyoruz. Hani sahaya çıkıp, çatır çatır oynayan bir takım, sistem ya da taktik anlayışımız yok malesef. Saha kenarında duran, taraftarın çok sevdiği teknik direktör Şenol Güneş de yarım forvet Paulo Henrique'yi çıkartıp, oyuna ön libero sokarak arzuladığı 1 puana kavuştu maç sonunda. Kafasında 'bugün mağlup olmayalım yeter.' düşüncesiyle sahaya çıkarmıştı oyuncularını Şenol Güneş.

Trabzonspor takımının 18 kişilik kadrosunda hiç santrafor olmaması sizleri şaşırttı mı? Halil Altıntop, Paulo Henrique ve Emre Güral 3'lüsü hayatında hiç santrafor olarak oynamamış. Yardımcı forvet ya da ofansif orta saha rolüne bürünmüş adamlar ancak servis edebilir fakat ortada servis edebilecek bir santrafor yok malesef.



İYİ
Maç öncesinde ve esnasında açılan pankartlar olayı öylesine güzel özetliyordu ki, üzerine eklenecek tek bir kelime yok. Taraftarımız maçın tamamında oyundan kopmadı, Şenol Güneş'in de dediği gibi sezonun en iyi taraftarı vardı bu akşam tribünde.

Futbolcularımızı değerlendirecek olursak, Adrian bizim adımıza sahanın en iyisiydi yine. Son dakikalarda kaçırdığı pozisyon gol olsa, tekrardan kahraman olacaktı, kısmet değilmiş. Orta sahada Zokora istekliydi, pas hatası yapmadı ve ofansa her çıkışında etkili oldu. Hücuma daha sık çıksa daha faydalı olacak gibi. Aykut Akgün, oyuna girdikten sonra çok çalıştı. İlk müdahalelerde başarılıydı, pozitif bir görüntü çizdi.

Celutska, Giray ikilisi her ne kadar Burak Yılmaz'ı 2 pozisyonda kaçırsa da maçın genelinde iyi performans sergiledi. Celutska'nın stoper oynatılması her ne kadar alışkın olduğu bir pozisyon olmasa bile stoper alternatifi açısından önemli ve Şenol Hocanın ısrar etmesi gerekiyor bu seçiminde.

KÖTÜ
Saha zemini. Uzun zamandır Hüseyin Avni Aker'in zemini içler acısı. Yenilenmesi gerekiyor fakat yenilenmesi için gerekecek bir zaman aralığı yok. Devre arasında iç sahada oynamamız gereken Ziraat Türkiye Kupası maçları varken sezon sonunu beklememiz gerekebilir.

Yunus Yıldırım ve yardımcıları bu akşamın kötüleri arasındaydı. İddia ediyorum Yıldırım, Türkiye Süper Liginde maç yöneten en garip hakem. Penaltı vermediğini, futbolla alakası olmayan insanlar bile biliyor eyvallah ama faul vermesi için de kemik sesi gelmesini bekliyor. Hele Sarı Kart, Allah muhafaza sakatlık gerektiriyor ki bu başka bir soru işareti. Üzerine tez yazılacak bir adam Yunus Yıldırım. Bugün her iki taraf aleyhine yanlışlara imza attı, ofsaytları es geçen yan hakemler de ona ayak uydurdu.

Sapara, maç boyunca sahada gezindi durdu. Ona dikkat edenler, sorumluluk almaktan özellikte kaçtığını görmüşlerdir. Futbolundaki düşüş belirgin şekilde devam ederken, kafa olarakta futbolla alakası kalmadığını son birkaç maçtır görmüş olduk.


Halil Altıntop ve Paulo Henrique, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Rakip savunmayı hazırlıksız yakaladığımız her pozisyonda yaptıkları tercihlerle hücumu baltaladılar. Çalım yapılmayacak yerde çalım deneyip, şut çekilmesi gereken yerde kanada doğru top sürdüler. Kısaca her pozisyonda en yanlış seçeneği işaretleyerek sınıfta kaldılar.

Şenol Güneş. Her hafta daha çok kopuyor futboldan. Bu akşam santraforsuz çıkmasını, oyun kurucu pozisyonundaki adamı sağ kanatta oynatmasını, rakip 2 santrafor + 2 ofansif orta sahayla oynarken orta sahayı beşleyerek defans yapmasını anlayamıyorum. Nereye kadar hocam? Daha ne kadar Anadolu Takımı gibi oynayacağız?

ÇİRKİN
Eski futbolcularımızın maç sonundaki açıklamaları. 'Umut Bulut: Trabzonspor'a 5 sene hizmet verdim. Trabzonspor taraftarına söylenecek olumlu, olumsuz çok şey var ancak bu şekilde ağırlanmamalıydık diye düşünüyorum. Bu konuda da fazla konuşmak istemiyorun açıkçası.'

'Burak Yılmaz: Ben de çok şey söyleyebilirim ama ben onlar gibi değilim. Küfür etmem, yüzüne söylerim söylemem gereken şey olursa. Gerek yok böyle şeylere, benim adamlığıma ters bunlar . Şenol hocaya teşekkür ediyorum. Sadece Şenol hoca benim için farklıdır, gerisinin önemi, değeri yok.
Tabii ki farklı duygular içerisindeydim. Arkadaşların yanına da gittim. Ben burda tabiri caizse şampiyonluk gördüm, gol kralı oldum. Kupalar kazandık. Sadri başkanın dediği gibi eşantiyon geldiğim yere 5 milyon lira kazandırdım. Demek ki onlarda vefa bu kadarmış.'


Biri 5 sene hizmet ettim diyor, diğeri 5 Milyon kazandırdım diyor. 5 kuruşluk değeriniz olur muydu Trabzonspor'un size kazandırdıkları, taraftarın o muazzam desteği olmasaydı? Trabzonspor'a amme hizmeti yapmak için mi gelmiştiniz? Günü gününe paranız yattı, standart Anadolu Takımı topçusuyken Avrupa vitrinine çıktınız. 

Bir notta Burak Yılmaz'ın adamlığına düşelim. Doğru insan, söyledikleri ile yaptıklarının birbirini tutmamasından utanç duyar. Ama doğru ya, senin o hisle uzaktan yakından alakan yoktu değil mi?


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Onur ***
Serkan Balcı **
Giray Kaçar **
Celutska **
Emerson **
Zokora ***
Adrian ***
Sapara *
Olcan Adın **
Halil Altıntop *
Paulo Henrique *

Sonradan Girenler
Dk. 46 Aykut Akgün **
Dk. 73 Alanzinho *
Dk. 90+3 Emre Güral ?

13 Temmuz 2012 Cuma

Bıçak Kemiğe Dayandı!

Karadeniz insanının doğasında var, pek sabırlı bir yaradılışımız yoktur. Karakterimize işlemiş, genetik kodlarımızın standart özelliklerinden biri haline gelmiş olan bu özellik önceki sezon yaşadığımız şampiyonluğa kadar geçen onca yılla tezat oluştursa da bugünlerde yine coşmuş durumda. Lakin Trabzonspor taraftarı haklıdır, kendi gibi sözünün eri insanları görmek ister takımında. Futbolcusundan, yardımcı antrenörüne, hocasından başkanına kadar net insanlarla şampiyonluk mücadelesi vermek ister. Son 2 yılda, değişen yönetimiyle birlikte dillerine pelesenk olan 'etik' anlayışıyla Trabzonspor'u tabiri caizse talan eden Galatasaray son günlerde yine Avrupa kültüründen örnekler sunmakta. Fatih Terim, ilerleyen yaşından olsa gerek, artık kendi yetiştirmek yerine hazıra konma yolunu seçiyor. Bir de gözlerden kaçan bir görev adamı var, bu kompleks yapının önemli bir parçası, Avrupalıların deyimiyle misyoner: Ali Egesel. Kendisi Engin Baytar, Umut Bulut ve Burak Yılmaz'ın menajeri olur. Uzun zaman uğraşıp bir sonuç alamadığımız Alper Potuk'ta onun oyuncusudur.

Kim ne dersin, Avrupa deyip Seyrantepe'ye giden futbolcuların kişilik sorunu yaşıyor olması bir kenara yönetimin ciddi bir zaafiyeti var durumun bu denli vahim olmasında. Babası 60'lı ve 70'li yıllarda Bakanlık yapmış olan Sadri Şener siyaseti hepimizden iyi biliyor. Fakat insan ilişkileri noktasında bir hayli zayıf. Bana göre son 15 yılın en kaliteli kadrosu, Sadri Bey'in kendi doğrularından vazgeçmemesi yüzünden dağılmıştır. Yine son 15 yılın en zayıf teknik direktörlerinden biri olan Hugo Broos'un istifasının ardından, kaptanlardan Egemen ve Song'u kadro dışı bıraktı. Affedildikten sonra da kaptanlık elinden alındı Egemen'in. O sezonun en efektif oyuncularından biri olan Egemen'le sezon sonunda konuşma zahmetine bile girmediler. Çünkü Kabadayı olmak bunu gerektiriyordu.



Sadri Şener ve yönetimi iyi şeyler yaptı mı? Elbette yaptı. Hüseyin Avni Aker stadyumunun kapasitesi artırıldı, 1461 Trabzon'la beraber pilot takım projesi hayata geçirildi, Basketbol şubesi açıldı (gerçi destek verilmedi.) Türkiye Kupası ve Süper Kupa kazanıldı. Kulüp tarihinde ilk kez Şampiyonlar Liginde mücadele etti. Şike'nin ekmek, su gibi tüketildiği zamanlarda pis işlerden uzak duruldu. Fakat bunlar taraftarın önceliği değildi. Taraftar İstanbul'un 3 atlısına karşı dik durabilecek, onlarla mücadele edecek bir kulüp görmek istiyordu. Geldiğimiz noktada İstanbul'un iki sarışınının alay konusu olmuş durumdayız. Son 2 günde bizzat bana yapılan Pilot Takım esprisi sayısını, inanın bilmiyorum. Asbaşkanımız ise kaynağını halen tespit edemediğimiz pozitif bakış açısıyla durumun bu noktalara gelmesine çanak tutmuştur. Muhtemelen 'gadromuz yeterli' söyleminden sonra gelinen noktada 'gimsenin yeri doldurulmaz değildir' diyecek ve kulübün yeni transfer mottosu bu olacaktır.

İdarecilikte 'eski usül' yöneticilik anlayışı rafa kalkalı çok oluyor. Biz ülkenin en büyük takımlarından biriyiz, futbolcu milleti bizim kaidelerimize uyacak ya da gidecek derseniz binbir emekle oluşturulmuş o güzelim kadro dağılır. Sonra oluşturmak için bir 50 milyon Euro daha harcarsınız, 2 sene uyum için geçer, sonra bir seçim olur kadro değişir, borç büyür, taraftarın sabrı taşar. Kimsenin, Kazım Koyuncu'nun kemiklerini sızlatmaya hakkı yok. 7 Başlı canavarla savaşıyoruz biz, ona daha çok canımızı yaksın diye hizmet etmeyelim. Bıçak kemiğe dayandı!

3 Mayıs 2012 Perşembe

Futbol Trabzon'da Daima Dik Oynanır!

Öylesine güzel bir senaryo hazırlanmıştı ki maç öncesinde, en değme Hollywood projeleri yanında solda sıfır kalırdı. Aykut Kocaman, takımının 2-1 kazandığı Beşiktaş maçı sonrasında yaptığı açıklamada 'Bu farklılığın en yakın örneğini Trabzon-G.Saray maçında gördük. Rakipler biz şampiyon olmayalım diye ellerinden geleni yapıyorlar. Beşiktaş ilk kez bize karşı bu kadar istekli göründü.' diyor ve sinirleri geriyordu. Futbol asla sadece futbol değildir deyişini hatırlatalım tam da burada. Özellikle Trabzonspor camiasını zan altında bırakarak yaptığı bu çirkin değerlendirme dün kısmen de olsa meyvesini verdi. Unuttuğu bir şey vardı karanlık adamın, Trabzonspor Kadıköy'deki Fenerbahçe maçında da çok kötü oynamıştı. Türk Futbolunun en büyük takımlarından birinin teknik direktörlüğünü yapan kişinin Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'den farklı davranması gerekiyordu. Ama doğru ya, kazanmak için her yol mübahtı. Biz bu senaryoya 2010-2011 sezonunda yaptığı açıklamadaki Trabzonspor'a verilen penaltılar irdelenmeli sözleriyle aşinaydık zaten.

Şampiyonluğa giden bir takımın taraftarının dün stadyumun yarısını bile dolduramamış olması çok garip geldi bana. Yeni kurulmuş bir takımdan maksimuma yakın bir verim alınmış, Süper Lig sürklase edilmiş, Süper Final'in son düzlüğüne girilmiş ama ortada taraftar yok? Bence Galatasaray camiasının tamda bu noktada özeleştiri yapması gerekiyor. Zira dün sadece kombine sahipleri bile maça gelse çok daha farklı bir atmosfer oluşabilirdi stadyumda. Evsahibi takım bir türlü istenen oyunu sergileyemedi maç boyunca. Defansı önde kurduğumuz dakikalarda şişirilen toplarla etkili olmaya başardılar ama Engin ve Necati'nin kaçırdığı pozisyonlar hariç etkili olduklarını söylemek doğru olmaz. Muslera onlar için önemli bir kazanım ki dün TT Arena'da gol sesi çıkmamasının bir numaralı nedeni bizzat kendisidir.



Neyiniz varsa satın, Galatasaray'a oynayın diyen arkadaşların unuttuğu bir şey vardı dün; Futbol Trabzon'da daima Dik Oynanırdı. İyi motive olmuş, orta sahada basan, hırslı bir Trabzonspor vardı dün sahada. İlk maçtaki defansif hataları en aza indirgemeyi başarmıştık. Rakibin kaptırdığı topları özellikle ilk yarı iyi kullanabilsek öne geçebilirdik. Yanlış pas tercihleriyle skorun değişmesine mani olduk. Dakikalar ilerledikçe Lig Liderinin üzerindeki baskı artıyordu, bizse her zamanki gibi dik duruşumuzu sergiliyorduk. Maç başladığı gibi neticelendiği an çığırtkan sesler kesildi. Onlar çamur atmayı, kulüp başkanlarından, başkan vekillerinden ve teknik direktörlerinden öğrenmişlerdi, bir nevi uzman sayılırlardı bu konuda ama sessizlerdi işte. Ona buna sarmayı ilke edinmiş bir güruhun önümüzdeki günlerde nasıl çirkinliklere imza atacağını şimdiden kestirmek çok güç, biz en iyisi bu sessizliğin tadını çıkartalım.

Kalede Kaptan Tolga iyi günlerinden birindeydi. Kaleciler için yadsınamayacak bir gerçek vardır. Maça iyi başlarlarsa çoğu zaman iyi de bitirirlerdi. Dün ilk yarıda gelişen iki pozisyonda iki güzel hareketle topu alarak hem kendine hem de takımına güven aşıladı. Bu moral, motivasyon ona maçın sonuna kadar yetti. Önünde oynayan Giray Kaçar hemen hemen her pozisyonda topa müdahalede bulundu. Fizik güce dayalı mücadelelerden daima galip olarak ayrıldı. Önce Elmander'i sonra Baros'u etkisiz hale getirdi. Onun için defans hattının en önemli parçasıydı demek hiçte yanlış olmaz. Celutska önceki maçlara göre daha derli topluydu. Mustafa Yumlu ve Cech vasat oynadılar. Serkan Balcı ise eski günlerini aratmaya devam ediyordu dün akşam Seyrantepe'de. Mustafa Yumlu'nun sakatlığı nedeniyle devre arasında oyuna dahil olan Glowacki sahada kaldığı 45 dakikalık periyotta kusursuza yakın bir oyun sergiledi.



Sahanın en iyisi, rakip orta sahaya rahat nefes aldırmayan, sürekli koşan, ikili mücadelelerde pes etmeyen ve iyi top kullanan yapısıyla Arjantinli Gustavo Colman'dı. Büyük maçlarda böyle oynamaya devam edecekse, maç seçmesine bir itirazım olmayacaktır. Partneri Zokora defansif olarak gayet başarılıydı. Güç ve defansif özellikler bakımından kendilerinden çok geride olan Avrupalı Selçuk ve Melo ikilisine nazaran çok daha pozitif bir futbol sergilediler. Alanzinho topu ileriye taşımada en büyük silahımız kuşkusuz. Fakat pas vereceği anlarda kafasını kaldırmayıp, ezbere pas vermesi rakibin boş kanadını aciz bir şekilde yakalamak varken defansa yerleşmelerine neden oluyor. Olcan son 4-5 maçına nazaran daha canlı gözüktü, uamrım bu toparlanma süreci hızlanır ve gelecek sezonda en büyük kozumuz olarak hazır olur. Burak Yılmaz istekliydi, rakipler ondan çekindiği için defansı çok önde kuramıyorlar ve bu bizim işimize yarıyor. Kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonlarda çalım yapmayı düşünürse çok daha fazla gol atması zor olmayacaktır.

Futbolumuzda, Türkiye Futbol Federasyonunun ve bazı karanlık odakların müsebbibi olduğu kaos ortamının gittikçe derinleşiyor olmasından kaygı duyuyorum. Futbol izlemeyi özleyen benim gibi futbol sevdalılarının yaşadıkları sıkıntıları da anlayabiliyorum aslında. Bu konuda bir şeyler yapılmasının ne kadar elzem olduğunun farkında olan, olayın vehametini en güzel anlatan sözler yine Şenol Güneş'e aitti dün:

"Şu andan itibaren artık taraftarımıza mesajlar vermek istiyoruz. Biz taraftarımızdan takıma sahip çıkmasını bekliyoruz. Son günlerde bir işaret bekliyorlar. Şu anda çok büyük sorunlar var ülkemizde. Güneydoğu'daki ortamdan daha gergin bir durum söz konusu. Pazar günü Fenerbahçe maçında taraftarımızın ölünceye kadar destek olmasını istiyorum. Taşkınlık yapmadan, sadece bizi desteklesinler. Gazetecilere ve futbolu yönetenlere söylüyorum; lütfen daha dikkatli olsunlar."



Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga ***
Mustafa Yumlu *
*
Giray Kaçar ***
Cech **
Celutska **
Zokora ***
Colman ****
Alanzinho **
Serkan Balcı **
Olcan Adın **
Burak Yılmaz **

Sonradan Girenler
Dk. 46 Glowacki **
Dk. 79 Paulo Henrique **
Dk. 87 Aykut Akgün ? 

29 Nisan 2012 Pazar

Fırtına Sütliman

Süper Final'in, Digitürk'ün zararını kapatmak için TFF'ye dayattığı gereksiz bir uygulama olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlıyoruz. Zira artık büyük maçlar sıradanlaşıyor. Galatasaray'ı konuk ettiğimiz mücadele, liderin lider gibi oynadığı bizimse bitse de gitsek havasında oynadığımız bir maçtı.Trabzonspor defans hattı, şehirlerarası otobüs terminali gibiydi, ne giren ne de çıkan belli değildi. Bu kademe anlayışıyla değil maç kazanmak puan almak bile başlı başına bir mucizedir. Defansın rakibe açık çek sunduğu bu oyun anlayışına kalecimiz Kaptan Tolga'nın da aşırı formsuz hali eklenince hezimet kaçınılmaz oldu. Eboue'nin sol kanadımızda sürekli ekspress seferler düzenlemesi ve maç boyu buna bir tedbir alamayışımız da teknik ekibin zaafiyetiydi.

Rakip takım Galatasaray, yeni kurduğu kadrosuyla sezon boyunca Süper Lig'i sürklase eden ekipti. Kaleci Muslera, her ne kadar dün gününde olmasa da sezon boyunca takımının en önemli oyuncularının başında geliyordu. Defans hattı pek sık hata yapmayan bir takım Sarı-Kırmızı'lılar. Hem defansif hem de ofansif özellikleri olan Melo ve takımın skor yükünü çeken Avrupalı Selçuk cuk diye oturmuştu takıma. Engin ve Elmander pozitif oyunlarıyla takımı taşıyan isimlerdi. Devre arasında bizim Paulo Henrique'yi aldığımız ücretin 10'da birine transfer edilen ve beklenmedik şekilde golleriyle takıma hayat veren Necati Ateş gerçeğini de unutmamak gerekir. Hepsi bir yana, bence sezonun en başarılı transferlerinin başında gelen isim Eboue oldu Galatasaray'da. Oyunu iki yönlü oynayabilen, hızı ve hırsıyla kanadını parselleyip rakiplere gün yüzü göstermeyen Fildişi Sahilli oyuncu takımın en önemli parçalarından biri haline geldi. Serkan Balcı'nın yaşı sebebiyle eski halini aratması, Afrikalı bir sağ bek alternatifi bulmamızı ihtiyaç haline getiriyor, Eboue gibi bir örnekte önümüzdeyken üstelik.



Şampiyonlar Ligi'ndeki ekstra motivasyonun etkisiyle olsa gerek, defansımızın zaafiyetleri pek göze batmıyordu. Çünkü iyi motive olup, iyi mücadele ediyorduk. Takımımızın tamamı hırslıydı ve 90 dakika boyunca maçtan kopmuyordu. Ne zaman Şampiyonlar Ligi'nden elenip Süper Lige geri dönüş yaptık, bu düzen bozuldu. Önce PSV maçları, sonra ligde oynadığımız maçlardaki ortak sorunumuz defansif hatalar oldu. Bugüne geldiğimizde ise artık ciddi kararlar alma zamanının geldiğini anlıyoruz. Çünkü dün Cech ve Celutska sezonun en kötü futbolunu oynadılar. Ve uzun zamandır bu negatif görünümlerini koruyorlar. İstikrarlı istikrarsızlık onların ki. Sezon öncesi yapılacak kamptaki görünümleri elbette ki çok önemli ama transferde en çok ihtiyaç duyulan bölgemiz defans olacağından onların yerine de birileri düşünülmeli bence.

Mustafa Yumlu ve partneri Giray Kaçar, Elmander ve Necati karşısında zor durumlara düştüler. Duran toplarda pozisyon alma hatası yaptılar, genel görüntüye uyup takımın mağlubiyetinde pay sahibi oldular. Zokora ve Colman takımın geneline nazaran daha iyiydi. Özellikle Colman takımımızın en etkili ismiydi. Olcan'ın sol kanattan taşıyıp, bıraktığı topa çok klas bir son vuruş yaparak skorun bizim adımıza yüz kızartıcı bir hal almasını engelledi. Penaltıları Trabzonspor kim kullanmalı sorusuna gereken cevabı soğukkanlılıkla verdi. Serkan'ın eski hızından ve mücadele azminden yoksun olduğunu dün bir kez daha anladık. Sağ bekte yine idare edebiliyor ama sağ açık hiç ona göre değil. Adrian, Polonya'nın evsahipliği yapacağı Avrupa Şampiyonasının moduna çoktan girmiş bile. Hiçbir ikili mücadelede yok, sakatlanmamak için pikniğe gelmiş gibi dolanıyor sahada. Olcan ve Halil iyi zamanlarını aratıyorlar. Yaptığı güzel asist hariç sahada gözükmeyen Olcan ve Şenol Güneş'in erkenden değiştirdiği Halil dünün kötüleri arasındaydı.

Süper Final'deki hedefimizin 3.lüğü korumak olacağı aşikar, bu futbolla daha iyisini beklemek hayal olur zaten. Şansımıza, Beşiktaş'ın da en az bizim kadar kötü olması 3.lük için beni umutlandırıyor. Ama gelecek sezon ligde böylesine kötü olma şansımız yok. Yakaladığımız efsanevi kadronun dağılmasında yönetimin muazzam bir etkisi var, yeniden efsanevi olmasa bile 'iyi' diyebileceğimiz bir kadro kurmaları da onların kefareti olacaktır.



Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga ?
Mustafa Yumlu *

Giray Kaçar *
Cech?
Celutska ?
 Zokora **
Colman ***
Adrian *
Serkan Balcı *
Olcan Adın **
Halil Altıntop *

Sonradan Girenler
Dk. 46 Paulo Henrique *
Dk. 46 Volkan Şen *
Dk. 73 Alanzinho ?

26 Mart 2012 Pazartesi

ÇAKIRkeyf?!

Türk Hakemliğinin 2000'li yıllardaki medar-ı iftiharı Cüneyt Çakır yine bir Trabzonspor maçında, verdiği ve vermediği kararlarla sonuca direkt etki etti. Yatağının arkasındaki duvara bir çentik daha atmıştır bu gece muhtemelen. Sözde kaliteli olan bu hakem isterse Şampiyonlar Ligi finali yönetsin, maç seçmeye devam ettikçe benim gözümdeki değeri değişmeyecektir. İlk devrenin 30 dakikasında elini cebine 6 kez götürdü, ki bunların bir kısmı gereksiz kartlardı. Sonrasında birkaç kez oyundan atılması gereken Emre Çolak'ı oyunda tutarak, Eboue'ye taraftarın da baskısıyla 2.Sarı Kart'ı vermeyerek ve oyunun kontrolünü kaybeden kendisiydi. Maharet kart çıkartmakta değil efendi, işini hakkaniyet ölçüsünde yapacaksin ki herkes sana saygı duyacak. Elit olan senin hakemliğin değil ancak Fifa kokartındır.

Şenol Güneş'in maç boyunca çok verimsiz oynayan ve sakatlığının etkisinden bir türlü kurtulamayan Olcan Adın'a 83 dakika tahammül etmesine anlam veremedim. İlk yarı nispeten iyi olmalarına rağmen koca bir ikinci devre yokları oynayan Volkan Şen ve Alanzinho'yu ise ancak golden sonra çıkartmayı düşünmesi başka bir soru işareti. Şenol Güneş'in, Karadeniz'in Güneş'inin dün akşam yaptığı en güzel tercih kıyafet seçimiydi. Güzel bir kombinasyon olmuş, kendisini tebrik ediyorum.

Evsahibi takım taraftarını anlamış değilim. Galatasaray ligde çok rahat bir durumda, ezeli rakiplerinden biriyle çok önemli bir maça çıkıyor ama stadyumda ancak 30.000 kişilik bir kalabalık bulunuyor. Yeni kurulmuş bir takım için muazzam bir performans göstermesine rağmen aynı performanstan çok uzak bir taraftar profili bu. Enfes bir İstanbul gününde TT Arena'nın boş kalmasına çok şaşırdım açıkcası.


Kaptan Tolga dün sahanın en iyilerinden biriydi. Kurtarışlarıyla takıma hayat verdi. Eski günlerine dönüş sinyalleri verdi ki playofflar öncesinde çok faydası dokunur form tutmasının. Genel olarak defans hattını iyi buldum. Kişisel hatalar minimize edilmişti, göbekteki Giray ve Mustafa, Baros ve Necati'nin iyi oynamasını bırakın oyuna dahil olmalarına bile müsade etmedi. Serkan ve Celutska defansif açıdan iyi ama ofans katkısı açıdan verimsizdi. Açıkcası Cech'in sol kanatta başlayacağını düşünüyordum. Çünkü Celutska ve Giray uyum sağlamaya başlamışlardı ama Mustafa hafta içi antremanlarda kendini göstermiş olacak ki Şenol Güneş'in ilk tercihi oldu.

Zokora o savaşçı kimliğini, ligin en hatrı sayılır ön libero ikilisi olan Selçuk ve Melo karşısında konuşturdu. İkili mücadelelerdeki asla pes etmeyen yapısını, yıkılmayan ve yere sağlam basan oyun anlayışını çok beğeniyorum. Sadece defansif olarak değil, hücuma çıkarken kullandığı adam eksiltme özelliğiyle de iyi işler yaptı. O böyle oynadıkça bu takım sahadan boynu bükük ayrılmaz. Zokora Sarı Kart cezalısı olması nedeniyle haftaya oynayacağımız derbi maçını tribünden izleyecek, kuşkusuz kötü bir haber. Arkasında iyi bir toplayıcı olan Colman dün akşam çok iyi bir futbol oynadı. Ofansif oynadığı her maç katkı sağlıyor. Playoff'larda maç seçmeyeceğini umuyorum.


Alanzinho özellikle ilk yarı etkili bir oyun sergiledi. Fakat atağa çıkarken pekte alışık olmadığımız bir şekilde topu ayağında tutup, bekletmesi çok gereksiz kaçtı. Onun hızını bu maç göremedik, çünkü kullanmadı. Olcan'ın sakatlık sorunu sürüyor anlaşılan, alışık olduğumuz performansından çok uzak 2 haftadır. Elbette kredisini tüketmiş değil ama playofflardaki en önemli silahlarımızın başında geliyor. Volkan Olcan'a kıyasla daha fazla çabaladı ama genel olarak vasatı aşabilmiş değildi. Burak'la aralarında bir soğukluk olduğu fikrine iyiden iyiye inanmaya başlıyorum. Belki dışarıdan bakınca sırıtmıyor ama verdikleri, vermedikleri paslar, sahaya yansıttıkları futbol dili bunu anlatıyor.

Burak Yılmaz istekliydi ama verdiği pasları 'bana nasıl kolay pozisyon oluşursa, o şekilde atayım.' diye düşünerek atıyor. Takım oyununa darbe vuruyor bu egoist tutum, en az 3 kez önündeki 2 adama rağmen içlerinden geçmeyi denemesi bunun en açık deliliydi. Halil'in daha önce oyuna alınarak onun omuzlarındaki yük hafifletilse, sonuç daha farklı olabilirdi. Şenol Güneş çok bekledi değişiklikler için ve futbol'un ilahi kuralları onu cezalandırdı. Sahadan boynu bükükte ayrılabilirdi konuk ekip, Mehmet'in vuruşu biraz daha düzgün olsa.


Genel olarak değerlendirecek olursak takımımızın bölgeler arasındaki kopukluğu çözecek 2 önemli transfere ihtiyacı var. Ayağı düzgün, defanstaki topu serinkanlılıkla ilerideki takım arkadaşlarına kazandırabilecek bir stoper. Dün Mustafa ve özellikle Giray önlerine düşen her topu abanarak uzaklaştırma yolunu seçtiler, bir Dany'miz olsa bu sorun kökten çözülürdü. (Geçen sezon bu görevi Egemen üstlenmişti.) Halihazırda Sapara'nın yıldızı Güneydoğu ekibi için parlıyorken Takas + Para formülü düşünülmeli siyahi oyuncu için. Bunun yanında orta saha ve kanat elemanlarımızın taşıdığı topları tutup, arkadaşlarının yerleşmesini sağlayacak, duvar görevini üstlenecek bir santrafora ihtiyacımız var. Vittek sağlıklı bir şekilde geri dönerse ne ala olmazsa Umut Bulut düşünülmeli. Vittek'in cam çocuk olma hastalığından kurtulamama durumuna göre alternatifler yaratmalıyız. Transfer komitemiz umarım geçtiğimiz sezonlardan daha iyi performans gösterirler önümüzdeki sezon. Zira az ama öz transfer yapma vaktidir. İyi haftalar...


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga ***
Mustafa Yumlu **
Giray Kaçar **
Celutska **
Serkan Balcı *
*
Zokora ***
Colman ***
Volkan Şen **
Olcan Adın *
Alanzinho **
Burak Yılmaz **

Sonradan Girenler
Dk. 83 Halil ?
Dk. 86 Adrian ?
Dk. 90+1 Paulo Henrique ?

11 Aralık 2011 Pazar

Hakedilmiş Mağlubiyet

Bugün maç boyunca kötü oynamış, sahaya heyecan yansıtmamış, pozisyona girmekte zorlanmış takımımızın hak ettiği neticeydi 3-0. Adalet yerini buldu diyebiliriz. Avrupa kupalarındaki mücadelemizin Şubat'ın 16'sında başlayacak olması uzunca bir süre lige odaklanmamızı gerektiriyordu. Lakin sezon başından beri kötü futbol ama iyi mücadeleyle ayakta kalmaya çalışan Şenol Güneş'in talebeleri bugün kötü futbolun yanına kötü mücadele azmini de ekleyince farklı mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

Bugün sahada mücadele eden, sonradan oyuna giren 3 oyuncumuz da dahil toplam 14 Bordo-Mavili futbolcu vasat bir performans bile gösteremediler. Kupada eşleştiği Süper Lig ekibine karşı onur mücadelesi veren 3.Lig takımı gibi acemice oynuyordu. Kaybedilen topların, gereksiz ve bencilce yapılan çalımların ve belki de hepsinden de kötü olan 'yılgınlığın' getirdiği bir perişanlık hali vardı futbolcuların üzerinde.


Böylesine mahkum oynanan futbolun ardından hakemleri konuşmak her ne kadar yenilgiye kılıf uydurma çabası gibi gözükse de, Kuddusi Müftüoğlu'nun Melo'nun kendini Holywood yıldızlarından hallice yere bırakışının etkisiyle gösterdiği Kırmızı Kart oyunun kırılma anı oldu. Zokora tatlı sert futbolu seven bir futbolcu, buna lafım yok ama orada bilinçli yapılan bir hareket yok, kaldı ki yumrukdan ziyade el teması var hava topunda. Çok ucuz bir kart oldu ve Trabzonspor'un zaten tükenmekte olan barutunu tümden bitirdi.

Futbol adına söylenebilecek olumlu herhangi bir şey yoktu evsahibi takımda, rakip akıllı ve çok pas yaparak oynadı. Liderle aramızdaki puan farkı 10'a çıktı bu akşam. Telafisi elbette var ama en azından mücadele eden bir takım izlemeyi istiyordu bugün Avni Aker stadyumu dolduran cefakar Trabzonspor taraftarı. Çarşamba günü oynayacağımız Gençlerbirliği maçına önemli rotasyon değişiklikleriyle çıkacağına eminim Şenol Güneş'in. Süper Lig yarışına, en azından Şampiyonluk playofuna 4.kontenjandan girerek dahil olmamız için kalan 3 maçta puan kaybetmemiz gerekiyor. Sorulması gereken soru ise şu; Toplamda 7 Milyon Euro'ya mal olan Adrian ve Paulo Henrique ilk devre biterken takıma ne katkı verdiler?


Oyuncularımızın Değerlendirmesi

Tolga Zengin *
Giray Kaçar **
Glowacki *
Marek Cech *
Serkan Balcı *
Colman *
Zokora *
Adrian *
Paulo Henrique *
Halil Altıntop *
Burak Yılmaz *

Sonradan Girenler
Dk. 59 Aykut *
Dk. 72 Celutska ?
Dk. 82 Alanzinho ?

10 Haziran 2011 Cuma

İstenmeyen Adam Barış Özbek?

Rot-Weiss Essen'de oynarken gelecek vaat eden bir U21(Almanya) oyuncusuydu. Feldkamp döneminde Galatasaray'a kazandırılan bu genç oyuncu, güçlü yapısı, topla oynarken hızlı dönüşleri ve 90 dakika boyunca mücadele edebilen, hırslı oyunuyla defansif yönünü iyi oynayabilen bir futbolcu.

Özellikle hakemle olan ilişkileri, sert futbolu, rakip taraftarı tahrik eden yapısı ve ikili mücadelerde bazen kendini yere bırakması Barış Özbek'in en büyük handikapları. Alman Disiplininden nasibini almamış diyebiliriz bu bakımdan, Alman U21 takımında 18 kez forma giymiş, bir dönem Alman milli takım için düşülen bir futbolcunun kumaşının kalitesiz olduğunu savunmak pek mantıklı bir yorum olmayacaktır.

Galatasaray'da ve ülkesinin U21 takımında kendini göstermeye başladığı dönemde ki bu 2008 yılına denk gelir, ayak tarak kemiğindeki kırık nedeniyle futboldan bir süre uzak kaldı. Kendisiyle beraber Galatasaray'a transfer olan halen Gençlerbirliği takımında forma giyen Serkan Çalık'la beraber o dönem Münhi'te tedavi görmüştü.

Galatasaray taraftarının büyük bir kısmı Barış Özbek'e önyargıyla baktı, geldiği ilk sezonun sonundan itibaren. Bunda iyi yönlendirilememiş, teknik direktörler tarafından disipline edilememiş bir futbolcu olmasının etkisini yadsıyamayız. Yaşı genç, futbolunun üzerine koyma ihtmali oldukça yüksek, hele ki Sir Şenol Güneş yönetiminde şans bulabilirse kendinden ümidi olmayan futbolseverleri utandıracaktır.

Evet birçoğumuzun mutabık olduğu üzere alacağı yıllık ücret 1 milyon euro seviyesindedir, ilk bakışta oldukça yüksek görünen bu meblağ istanbul takımlarının uçurduğu günümüz transfer piyasası için çokta yüksek sayılmamalıdır. Bana göre Ceyhun Gülselam'dan daha iyi bir alternatif olacaktır.