Lille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2011 Perşembe

Gönlü Zengin

İlk kez katıldığı Şampiyonlar Liginde 7 puan toplayıp, şanssız bir şekilde 3.lükle yetinen Trabzonspor'u bize yaşattığı heyecandan ötürü kutluyorum. Avrupa Ligi grupları için Athletic Bilbao'u ağırlayacağı rövanş maçından hemen önce tebliğ edilmişti bize Şampiyonlar Ligi. Sizin yeriniz Devler ligi denilmişti. Hazırlıksız yakalandık evet ama Ay-Yıldız'ı başarıyla temsil ettik, her maçta formanın hakkını vererek. İtalyan devine, yeryüzünde futbolla ilgilenen hemen hemen herkesin kadrosundaki birçok ismi ezbere bildiği Ranieri'nin öğrencilerine iki maçta da kök söktürdük, futbol dersi verip 4 puan aldık ama yetmedi. İtalyan işi bir kumpasın içinde bulduk kendimizi. Halbuki o kadar hazırlanmıştık ki zafere, üstümüzdeki formalarla, maçın bitiş düdüğüyle birlikte dinmek bilmeyecek zafer nidalarıyla. Fakat olmadı, Milano'dan gelen son dakika golü hevesimizi kursağımızda bıraktı.

Şampiyonlar Ligi'nde sıfır çekeceğimizi düşünenler son dakikaya kadar tur şansı olan bu takıma saygı duymayı öğrendi dün gece, bir kez daha. Şimdi ise daha uzun ve meşakkatli bir yol var önümüzde; Uefa Avrupa Ligi. Nispeten daha zayıf takımlarla eşleşme ihtimalimiz var ama kura şansı denen şeye aşina olmadığımız için Mancester United ve ezeli rakibi Mancester City bize gülümsüyor gibi. Nevzat Aydın bey, grup kuraları öncesinde yaptığı totemin bir benzerini yapmalı ki bu takımlara rakip olmayalım, erken havlu atarız.

Dün inanmış, varını yoğunu ortaya koyan, terinin son damlasına kadar mücadele eden bir Trabzonspor vardı sahada. Kaptanları önderliğinde çok iyi savaştılar. Kötü futbol oynadığımız gerçeğini gözardı etmememiz gerekiyor elbette. Şampiyonlar Ligi'nde iç sahada galip gelemeyen bir takımın üst tura çıkması pek görülen bir şey değildir, dün bu gelenek yine tekerrür etti. Avni Aker stadyumunda kazanacağımız 1 galibiyet bizi üst tura çıkartmaya yetecekti. Kısmet değilmiş.

Şampiyonlar Ligi'nde oynadığımız 6 maçta en dikkat çeken isim şüphesiz Tolga Zengin'di. Dün yine fazla mesaideydi kendisi. Didindi, durdu. Takım arkadaşlarını hırslandırdı, takımın gol yememesinin tek sebebi bizzat kendisidir. Tolga'nın önünde stoper mevkisinde mücadele eden Giray-Glowacki ikilisi de görevini iyi yaptı. Serkan gününde değildi, gereksiz top kayıpları yaptı. Krampon seçiminden olsa gerek birkaç pozisyonda yere düştü. Cech, Tolga'dan sonra sahada bizim adımıza en faydalı isimdi diyebiliriz. Tecrübesiyle bu takıma çok şey katıyor. Hazard'ı ve rakip sağ kanadı sıklıkla kullanan Lille oyuncularını iyi durdurdu. Celutska'yı pek izleyemedik, yerini erkenden Adrian'a bıraktı.

Colman pek efektif değildi, Zokora da öyle. Aldığı Sarı Kart Avni Aker'deki ilk Avrupa Ligi maçını tribünden izleyecek olmasına neden oldu. O kalibrede bir oyuncuya yakışmayacak derecede saçma bir hareketti yaptığı. Alanzinho durgun günlerinden birini oynuyordu dün gece, kendini hiç gösteremedi. Halil Altıntop yine çok savaştı, mücadele etti ama tıpkı Burak gibi ofansif olarak hiçbir varlık gösteremediğimiz maçlardan biriydi. Dolayısıyla defansif anlamda verdiği önemli katkıdan başka bir şey katmadı takıma. Sonradan oyuna giren Adrian topu ayağında iyi tuttu fakat beklenen seviyeye gelmediğini de ne yazık ki söylememiz gerekiyor. Paulo Henrique oyunda kaldığı süre boyunca çok istekliydi. Aslında bu arzusu, şenol Güneş'ten sonraki maçlar için forma istediğinin açık bir ispatı gibiydi. Bence bir şansı hakediyor, kumaşı kaliteli. Süper Lig'in en formda golcüsü malesef Şampiyonlar Ligi'ni gol bulamadan tamamladı. Umarız kendini Uefa Avrupa Ligine saklıyordur. Çünkü ona ve gollerine orada daha çok ihtiyacımız olacak.

Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga Zengin ****
Giray Kaçar ***
Glowacki ***
Marek Cech ***
Celutska **
Serkan Balcı **
Colman **
Zokora ***
Alanzinho *
Halil Altıntop ***
Burak Yılmaz **

Sonradan Girenler
Dk. 33 Adrian **
Dk. 65 Paulo Henrique **
Dk. 90 Mustafa Yumlu ?

7 Aralık 2011 Çarşamba

Işık Var Mı? Yak Biraz!

Türkiye Futbol Federasyonu'nun, Türk Futbolunu hunharca katlettiği bir akşama daha tanıklık ediyoruz. Sezonun Türk futbolu açısından en değerli maçının olduğu güne, İstanbul'un iki süslü takımının maçını koyarak taraf olduğunu bir kez daha tescil etti aslında. Trabzonspor'un mücadele ettiği 7 başlı canavarın kafaları kopartmakla bitmiyor, yeniden türüyor. Buna her geçen gün gözlerimizle şahit oluyoruz.

Önce Portekizli, sonra sırasıyla İspanyol, İtalyan, Rus ve son olarak Fransız olanların kendi maçlarından çok bekledikleri bir maç oynayacağız bu gece. Rakip zorlu mu zorlu. İnanılmaz gol ayaklarına, pire gibi hızlı futbolculara sahipler. Bizimse, kendi ülke federasyonunun ve basınının bile görmezden geldiği, maç başlamadan mağlup ilan ettiği bir ortamda bile asla pes etmeyen bir mücadele azmimiz var. Tek başına yeterli olur mu? Belki yetmeyebilir.

Belki de bu gece tüm hayal kırıklıklarımızdan daha büyük bir felaket bizi bekliyordur, kimbilir? Bizim Şampiyonluk hasretimiz 27 yıl sürmedi mi? Bu hasrete rağmen, tüm sıkıntıları sineye çeken cefakar taraftarımız en kötü gününde takımının yanında olmadı mı? Bugün nasıl umutluysak, yarın skor ne olursa olsun umutlu olacağız. Çünkü Trabzonspor demek, menzile değil yola sevdalı insanların gözünden sevmek demektir.

Herkesten çok, belki saha kenarında oturan Şenol Güneş'ten bile daha çok sorumluluk düşüyor Burak Yılmaz'ın omuzlarının üzerine. 2 Maçtır boş geçiyor, 3.maça imzasını atmaması için hiçbir sebep yok. Hem Allah'ın hakkı 3 değil midir? Görevden alınma pahasına, Trabzonspor sevdası için vaaz veren Fanatik İmamın memleketi değil mi Trabzon? Elbette inanıyoruz hem Burak Yılmaz'a hem de taşıdıkları formanın hakkını verecek diğer Bordo-Mavili futbolcularımıza.

Ben yine de sana sorayım Burak.
Işık var mı?
Yak biraz...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Olaya Fransız Kaldık

Fenerbahçe'nin lig sonuncusu Ankaragücü'nü kendi saha ve seyircisi önünde yeneceğini varsayarsak, daha 13. hafta sonunda liderle aramızdaki puan farkı şimdiden 7'ye çıkmış olacak. 13 Maçın yalnızca 5 tanesini kazanmış bir takımı başarılı sayamam. Dağılmış bir takımdan yeni bir ekip oluşturmaya çalışıyoruz, bu geçiş elbette ki sancılı olacak. Fakat sahada giydiği o kutsal formanın, Dozer Cemil'in formasının hakkını veremeyenleri gördükçe içim acıyor doğrusu. Milyon dolarlarla transfer edilen, beklentileri bir türlü karşılayamayan ve bir o kadar da maaş alan futbolcuları Anadolu'yu, sade vatandaşı temsil eden bir kulüp taraftarı olarak kendime kabullendiremiyorum.

Maç için herhangi bir değerlendirme yazısı yazmayacağım bugün. Çünkü belki de hiçbir futbolcumuz Sivasspor'la maç yaptığının farkında değildi. Hepsi çoktan Fransa'ya gitmiş, kendini büyük maça hazırlamaya başlamıştı bile. Hal böyle iken ne Şenol Güneş'in telkinleri, ne açılan puan farkı ne de kendini ispatlama hırsı gözükmedi ortalarda. Alternatifli kadro dediğimiz olaydan verim alamadığımız aşikarken, yedek kulübesine bile giremeyen oyuncuların tasdiknamelerini ellerine tutuşturup, yolunuz açık olsun demenin vakti gelmiştir.

Devre arasına kadar birçok olay hem saha içinde hem de saha dışında vuku bulacak, bunda hiçbirimizin şüphesi yok. Ama biz kendi işimize odaklanmalıyız. Tank gibi ağır defans hattımıza, süpürücü görevi üstlenecek, topu oyuna hızlı sokabilecek nispeten daha seri bir stoper monte etmeliyiz. Sadri Şener sadece 1 sezonluk performanlarına bakarak Paulo Henrique ve Adrian'a toplamda 8 Milyon Euro sayıyorsa, kariyeri sağlam, uzun yıllardır üst düzey organizasyonlarda boy gösteren bir stopere tek kalemde 8 Milyon Euro saymasına kimse bir şey demeyecektir. Yeter ki yeni yetme, genç ama gelecek vaat eden isimlerden uzak durulsun.


Milyonlarca Trabzonspor taraftarının tıpkı sahadaki futbolcular gibi 1 haftadır sadece Lille maçını düşünüyor olması, esasen bizim de olaya Fransız kaldığımızın bir ispatı gibi. Umarım beklediğimize değer ve yine umarım Dozer Cemil gibi mücadele eder sahadaki 11. Tribünlerde hatırır sayılır bir Trabzonspor taraftarının olacağı gerçeğini de göz önüne alırsak, hiç unutamayacağımız bir maçın arifesinde söylenecek tek şey, 'Allah yolumuzu açık etsin.' olacaktır.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Şampiyonlar Liginin Getirdikleri

Lille maçının Trabzonspor'un 44 yıllık tarihinin en önemli maçı olduğunu bilmeyen yoktur. Fakat bugün Lille maçından ziyade, Trabzonspor'un ilk kez katıldığı Şampiyonlar Liginde kazandığı puanlarla -en azından- gelecek 5 yıllık Avrupa macerasında nispeten daha zayıf rakiplerle eşleşme ihtimalinin arttığından, dolayısıyla benim gibi birçok Trabzonsporlunun yıllardır beklediği güzel şeylerden konuşacağız.

Lille maçının skoru ne olursa olsun, Trabzonspor gelecek sezon UEFA organizasyonlarına 18.765 puanla katılmayı garantiledi. Bu demek oluyor ki, seneden seneye değişmekle beraber 15.500-17.500 puan aralığında seyreden Uefa Avrupa Ligi Play Off turu dahil, tüm Avrupa Ligi ön elemelerinde seri başı olacağız. En azından önümüzdeki 5 yıllık süreçte. Dolayısıyla şu ana kadar kazandığı 20 Milyon Euroluk gelirin yanında, gelecekte oynayacağız muhtemel Avrupa Ligi elemelerinde pek zorlanmayacağımız gerçeği keyfimizi katlıyor.

Torbanın en güçlü rakibini çekme konusunda bir hayli yetenekli olan Trabzonspor kurmayları içinde rahatlatıcı bir gelişme olacaktır bu durum. Lakin sadece 2003-2004 sezonundan bugüne kadar ki rakiplerimize göz atmamız bile kura şansının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor bizlere;

2003-2004 Sezonu - Uefa Kupası 1.Tur: Villareal CF (0-0, 2-3) (Ki o Villareal kupanın sahibi Valencia'ya Yarı Final'de golsüz berabere kaldığı ilk maçın rövanşında 1-0 yenilerek elenmişti.)

2004-2005 Sezonu - Uefa Şampiyonlar Ligi 3. Eleme Turu: Dinamo Kiev (2-1, 0-2) (Kiev Şampiyonlar Ligi gruplarında 11'er puan toplayan Bayer Leverkusen ve Real Madrid'in ardından 10 puanla, Roma'yı altına alarak üstelik Uefa Kupası'na kalıyor, çeyrek final oynayacak Villareal'e bu kez onlar çarpılıyordu.)

2004-2005 Sezonu - Uefa Kupası 1.Tur: Atletic Bilbao (3-2, 0-2) (Bilbao gruplardan çıktıktan hemen sonra o sezon müthiş bir çıkış yakalayıp Çeyrek Final oynayan Austria Wien'e eleniyordu.)

2006-2007 Sezonu - Uefa Kupası 1.Tur: CA Osasuna (2-2, 0-0) (Hiç yenilmeden elendiğimiz Osasuna, Uefa Kupasını müzesine götüren Sevilla'ya Yarı Finalde 1-0 kazandığı ilk maçın rövanşında 2-0 yenilerek eleniyordu.)

2009-2010 Sezonu - Uefa Avrupa Ligi Play Off Turu: Toulouse FC (1-3, 1-0)

2010-2011 Sezonu - Uefa Avrupa Ligi Play Off Turu: Liverpool FC (0-1, 1-2) (Kırmızılar lider olarak çıktıkları gruptan sonra Sparta Prag'ı rahat geçtiler fakat Son 16'ya kaldıklarında daha sonra Final oynayacak olan Braga'ya boyun eğdiler.)


Bu sezonki Benfica ve Athletic Bilbao maçlarına aşinasınızdır mutlaka o nedenle onları pas geçiyorum. Tüm bunlar ışığında rakiplerimizi torbanın en yüksek puanlı takımlarından seçme alışkanlığımızı yenme adına topladığımız puanların kıymeti herhangi bir para biriminde karşılık bulamayacak kadar değerlidir. Bizi eleyen takımların geldikleri noktalar ortadayken, önümüzdeki 5 yıllık süreçte Avrupa Ligi'nde en azından Çeyrek Final oynayacak kapasitemiz olduğuna inanıyorum. Uğurlu elleriyle, Trabzon'a Avrupa'nın en önemli takımlarının gelmesini sağlayan, kıymetli yöneticimiz Nevzat Aydın'a da selam olsun. (=

28 Eylül 2011 Çarşamba

De'Lille'liğe Gerek Yok

Dün gece olası bir yenilgide, her şeyin sonu olmamakla beraber büyük bir avantaj yitirecekti Trabzonspor. Çünkü tıpkı İnter gibi Lille'de zirveye ortak olacaktı. Neyse ki mücadeleci, defansta çok az bireysel hata yapan bir takım vardı Hüseyin Avni Aker stadyumunda.

Elbette iyi oynamadık, fakat Şenol Güneş hücumu düşünen bir mantaliteyle sahaya sürmedi oyuncularını. Bir çok insanın forvet olarak gördüğü Halil Altıntop kanat oyuncusu gibi mücadele etti, özellikle Serkan sağ beke geçince. Hızlı ve birbirine alışmış hücum oyuncularını barındıran Lille'den alınan 1 puan kazanımdır bu kötü oyuna rağmen.

Şenol Güneş, maç öncesi planlarını yenilmeme üzerine kurmuştu. Sahaya çıkan 11 yanıltıcı olabilir ama dizilim bize bunu net olarak göstermişti. San Siro deplasmanında başarılı olan dizilimi korudu aşağı yukarı. Muhtemelen Avni Aker'deki CSKA maçında bundan çok daha ofansif bir oyun göreceğiz. Defansın sağında Celutska'nın risksiz tercihlerini, önünde ise Serkan'ın dinamizmini kullanmak istedi. Cech, takımın Şampiyonlar Ligi tecrübesi en fazla olan oyuncusu olarak, defansif anlayışa bağlı kalarak önceki maçlara nazaran daha az ofansif oynadı. Garcia'nın kanat hücumlarına ağırlık verme isteği, Şenol Güneş'in rakibin seri kanat oyuncularına karşı daha ayakları yere basan seçimler yapmasıyla pasifize edildi. Sahadaki denge, maç başladığı gibi biter intibası uyandırsa da, Cech'in birkaç santimle ıska geçtiği topun, Sow'un ustalığı ve Tolga'nın hatasıyla kalemize girmesiyle bozuldu.

Skorun, şansın da yardımıyla Lille lehine değişmesi, Fransızların daha defansif bir görüntüye bürünmesini sağladı. Fakat Lille'nin Fransız kaldığı olgulardan biri de defans yapamamasıydı.
Fransa'da ki rövanş maçında Burak Yılmaz'ın da dönüşüyle birlikte kanatlardan araya atılan toplarda çok büyük sıkıntılar yaşayabilirler. Özellikle Franck Béria, onu biraz zorlayabilecek bir hücum oyuncusu karşısında Kırmızı Kart görerek takımını bir kişi eksik bırakabilirdi.

İkinci devre takım biraz daha derli toplu gözüktü, maç genelinde az yapılan pas hataları en aza indirildi. Kısa paslarla, özellikle Halil ve Adrian'ın top saklama becerileriyle oyuna hakim bir görüntü sergiledik. Golden önceki %64'lük topla oynama yüzdesi bunun en önemli göstergesiydi. Nitekim sahada hayalet gibi gezinen Alanzinho'nun yerine Adrian girince ibre iyiden iyiye bize döndü. Sol kanatta getirilen topta Adrian'ın ortasını eliyle kesen Mathieu Debuchy -herhangi bir irdelemeye gerek bırakmadan- penaltıya sebebiyet verdi. Sonrasında gelen Colmandante golü ve kontrollü oyun skoru ve çok önemli puanı bize getirdi.

İnter'in CSKA'yı deplasmanda mağlup etmesi, Moskova'daki maçın rakibimiz açısından tamam mı devam mı maçı niteliğine bürünmesine neden oldu. Oradan alınacak puan, bu sezon Avrupa kupalarındaki geleceğimizi belirleyecek. İnter kendi sahasında Lille'i yenecektir diye düşünüyorum. Grubun akıbeti 4.maçlar sonunda bile belli olabilir, elimize geçen bu tarihi fırsatı acemice hatalarla kaçırmamamız gerekiyor. Burada futbolcularımıza olduğu kadar teknik ekibe ve taraftara çok iş düşüyor.

Şampiyonlar Ligi grup maçları başlamadan önce Trabzonspor'un 2.maçlar sonunda 4 puanla grupta zirvede olduğunu söyleseler kabul etmeyecek bir tek Bordo-Mavi aşığı yoktur. Tadını çıkaralım renkten renge girenlere inat, zirvenin.


Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga Zengin **
Marek Cech **
Giray Kaçar **
Glowacki **
Celustka **
Serkan Balcı **
Colman **
Zokora ***
Alanzinho *
Halil Altıntop ***
Paulo Henrique *

Sonradan Girenler
Dk. 66 Adrian ***
Dk. 82 Sapara *
Dk. 90 Pawel Brozek ?

24 Eylül 2011 Cumartesi

Seri Sonu Zaferi

Kağıt üzerinde ligdeki diğer maçlardan pek farklı gözükmese de 3 maçta kaybedilen 7 puan sonrasında takımı dağılma noktasına getirebilirdi olası bir puan kaybı. Trabzonspor belki çok kötü oynamıyordu ama sonuca giden ayakların nutku tutulduğunda eli kolu bağlanıyordu teknik ekibin. İşte bu şartlar altında 3 golle gelen 3 puan galibiyetten daha ziyade zaferdir Trabzonspor için.

Trabzonspor maça oldukça tutuk başladı. Henüz 4.dakikada Florin Cernat'ın vuruşu önce Tolga'nın ellerine sonra direğe çarpıp oyun alanına geri dönünce rahat bir nefes aldık. Orta sahada Colman'ın eksikliği pas trafiğinin aksamasına, topla oynama yüzdesinin %35'ler seviyesine düşmesine neden oldu. Şenol Güneş, Sapara'yı Colman'ın yerine ön libero gibi oynatarak sahadan silinmesine neden oldu. Defansif meziyetleri olmayan ofansif bir orta saha oyuncusundan belki de futbol hayatında oynamadığı bir mevkide oynamasını istemek çok mantıklı bir seçim değildi ve sonucunda orta saha üstünlüğünü rakibe bırakmış oldu. Neyse ki bu hatadan ikinci devrenin başında döndü. Atılan gol Alanzinho'nun bireysel çabasının yanında Burak Yılmaz'ın son vuruş becerisinin eseri oldu.

Yenilen gol ise Tolga Zengin'in Cernat'a hediyesiydi. Cernat gibi iyi bir frikikçinin karşısında tek kişilik baraj isteyerek gole davetiye çıkardı. Evet özgüven iyi bir şeydir fakat aşırıya kaçmak pahalıya mal olabilir. Sonuç olarak güzel bir falsoyla topu ağlarımıza gönderen Romen orta saha oyuncusu Tolga'nın yanlışını yüzüne yüzüne vurdu. Golden sonra oyun konsantrasyonu dağılan takımımız ilk devrenin son dakikasında golü de yiyebilirdi ancak Tolga'nın refleksleri gole müsade etmedi.

İkinci devrede Sapara'nın yerine Adrian'ın oyuna dahil olmasıyla, oyunun her iki yönünü de iyi oynayan Polonyalının da önemli katkısıyla beraber ibreyi Bordo-Mavili takıma döndürdü. Volkan, Alanzinho, Zokora ve Burak'ın muazzam performansları sonucu getirdi. Şenol Güneş'in Giray ve Celutska ikilisini stoperde oynatma planının sonuç verdiğini düşünüyorum. Glowacki ve Mustafa'ya nazaran o bölgede daha faydalı olacaktır Çek oyuncu. Sırada Fransızlar var, Lille'e yenilmeden 90 dakikayı tamamlarsak, gruptan çıkma adına dev bir adım atmış oluruz.

Oyuncularımızın Değerlendirmesi
Tolga Zengin **
Ferhat Öztorun **
Giray Kaçar **
Glowacki *
Celustka **
Sapara *
Volkan Şen ***
Zokora ***
Alanzinho ***
Pawel Brozek *
Burak Yılmaz ****


Sonradan Girenler
Dk. 31 Serkan Balcı *
Dk. 46 Adrian **
Dk. 71 Mustafa Yumlu *